Tarifelerden OVP'ye: Ticaretin Yeni Dengesi
Dünya ticareti yeni haftaya iki farklı eksenin baskısı altında giriyor: Bir tarafta ABD'nin tarifeler üzerinden yürüttüğü ticaret politikası ve buna karşı gelişen misillemeler, diğer tarafta ülkelerin kendi sanayi, enerji ve teknoloji kapasitelerini güçlendirme çabası.
Türkiye açısından ise haftanın en önemli gündemi, 2027-2029 dönemini kapsayan yeni Orta Vadeli Program (OVP) oldu. Program, enflasyondan büyümeye, ihracattan kamu maliyesine kadar ekonominin önümüzdeki üç yıllık çerçevesini ortaya koyarken, ihracatçıların finansman maliyetini azaltmaya yönelik yeni adımlar da dikkat çekiyor.
Öte yandan Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne ihracatındaki artış, otomotiv sektörünün rekor performansı ve Asya-Pasifik pazarlarına yönelik yeni girişimler, dış ticarette pazar çeşitlendirmesinin önemini artırıyor.
Küresel tarafta ise ABD-Kanada arasındaki ticaret gerilimi yeni bir aşamaya geçerken, Çin'in petrol piyasasındaki ağırlığı ve ABD'nin yarı iletken üretimini ülke içine çekme politikası, ticaretin artık enerji, teknoloji, yatırım ve stratejik kapasite üzerinden şekillendiğini gösteriyor.
Yeni OVP'nin üç yıllık rotası: Dezenflasyon, ihracat ve üretim kapasitesi
Türkiye ekonomisinin 2027-2029 dönemine ilişkin yeni Orta Vadeli Programı açıklandı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın OVP'nin tanıtımında verdiği mesajlara göre programın temel eksenini fiyat istikrarı, mali disiplin, üretim kapasitesinin artırılması, verimlilik, ihracat ve dış şoklara karşı dayanıklılığın güçlendirilmesi oluşturuyor. Program, bir yandan enflasyonu yeniden tek haneli seviyelere indirmeyi hedeflerken diğer yandan büyümenin tüketimden ziyade yatırım, üretim ve verimlilik kaynaklı olmasını amaçlıyor.
Küresel koşullar Türkiye'nin hedeflerini zorlaştırıyor
Yeni OVP'nin en önemli özelliklerinden biri, hedeflerin önceki programa göre değişen küresel koşullar dikkate alınarak oluşturulması. Türkiye'nin yeni dönemdeki ekonomik performansını yalnızca iç politika tercihleri değil, küresel büyüme, enerji fiyatları ve dış talep koşulları da belirleyecek.
Bakan Yılmaz'ın verdiği bilgilere göre küresel büyüme tahmini yüzde 3,1'den yüzde 3'e çekilirken Türkiye'nin ticaret ortaklarının büyüme beklentisi yüzde 2,4'ten yüzde 1,6'ya indirildi. Avro Bölgesi için büyüme beklentisi yüzde 1,2'den yüzde 0,9'a geriledi. Savaş ve jeopolitik gerilimlerin daha yoğun hissedildiği MENA bölgesinde ise önceki OVP'de yüzde 3,4 olarak öngörülen büyümenin yüzde eksi 0,5'e gerilemesi bekleniyor.
Enerji tarafındaki değişim ise Türkiye açısından daha doğrudan bir maliyet yaratıyor. Önceki OVP'de 2026 yılı için ortalama Brent petrol fiyatı 64,3 dolar varsayılmışken, yeni tahmin 89,3 dolara yükseltilmiş durumda. Enerji dışı emtia fiyatlarında daha önce yüzde 5,7 düşüş öngörülürken, artık yüzde 18,6 artış bekleniyor. Bu gelişmeler küresel enflasyon tahmininin yüzde 3,6'dan yüzde 4,7'ye yükselmesine neden olmuş durumda.
Bu tablo Türkiye için özellikle önemli. Çünkü enerji ithalatçısı olan Türkiye'de petrol ve diğer emtia fiyatlarındaki yükseliş aynı anda dış ticaret dengesini, üretim maliyetlerini, lojistik giderlerini ve enflasyonu etkiliyor.
2026 için büyüme ve enflasyon hedefleri aşağı çekildi
Yeni programda Türkiye ekonomisinin 2026 yılında yüzde 3,3 büyümesi bekleniyor. Sanayi büyümesi tahmini ise yüzde 2,3'e çekilmiş durumda. Buna karşılık yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 28,4'e yükseltildi. Enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle enerji ithalatı tahmini 63 milyar dolardan 71 milyar dolara, dış ticaret açığı tahmini ise 96 milyar dolardan 105 milyar dolara çıkarıldı. Cari işlemler açığının milli gelire oranı için beklenti de yüzde 2,6 olarak güncellendi.
Türkiye büyümeyi sürdürürken dış kaynaklı maliyet baskılarını yönetmek zorunda. Enerji ithalatındaki yaklaşık 8 milyar dolarlık ek yük, ihracat gelirlerinin artırılmasını daha kritik hale getiriyor. Çünkü yüksek enerji faturası, ihracat artışının dış dengeye sağlayacağı katkının bir bölümünü absorbe ediyor.
Turizm gelirlerinde de savaşın etkisiyle 68 milyar dolardan 65 milyar dolara revizyon yapılması, Türkiye'nin dış gelir kaynaklarının jeopolitik gelişmelere ne kadar duyarlı olduğunu gösteriyor.
İhracatın kompozisyonu miktar kadar önemli
Program açısından olumlu tarafta ise ihracat performansı yer alıyor. Yıllık ihracat Ağustos itibarıyla 280 milyar dolara ulaşmış durumda. Daha önemlisi, ihracatın teknoloji kompozisyonunda iyileşme görülüyor.
Orta ve yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracattaki payı 2024 Ağustos'unda yüzde 40 seviyesindeyken 2026 Ağustos'unda yüzde 44,1'e yükseldi. Bu artış, Türkiye'nin ihracatının niteliğini değiştirmeye de çalıştığını gösteriyor.
Bu nokta ticaret diplomasisi açısından kritik.Teknoloji içeriği, karbon yoğunluğu, tedarik zincirinin güvenilirliği, teslimat süreleri ve finansmana erişim de ihracatçıların rekabet gücünü belirliyor.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Türkiye'nin ihracat stratejisinin başarısı, toplam ihracat rakamındaki artış kadar hangi sektörlerin, hangi teknoloji düzeyinde ve hangi pazarlara ihracat yaptığıyla ölçülecek.
AB ve MENA'ya bağımlılık fırsat kadar risk de yaratıyor
Türkiye'nin ihracatında Avrupa Birliği ve MENA bölgesi belirleyici konumda. Rakamlara göre, Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 43'ünü AB'ye, yüzde 22'sini ise MENA bölgesine gerçekleştiriyor. Yani iki bölge toplam ihracatın yaklaşık üçte ikisini oluşturuyor.
Ancak bu iki ana pazardaki ekonomik görünüm aynı zamanda Türkiye'nin dış talep riskini de artırıyor. AB ekonomisinde 2026 büyümesinin yüzde 1,2'ye gerilemesi, 2027'de ise yalnızca yüzde 1,4'e yükselmesi bekleniyor. MENA bölgesinde ise savaşın etkisiyle 2026'da yüzde 0,5 daralma öngörülüyor.
Bu nedenle OVP'deki "ihracat pazarlarını çeşitlendirme" vurgusu stratejik önem taşıyor. Türkiye'nin mevcut Avrupa pazarındaki güçlü konumunu korurken Asya-Pasifik, Afrika, Körfez ve diğer gelişmekte olan pazarlardaki payını artırması, dış ticaretin bölgesel şoklara karşı dayanıklılığını artırabilir.
Dezenflasyonun ikinci aşaması başlıyor
Yeni OVP'nin en iddialı hedeflerinden biri enflasyon. 2026 sonunda yüzde 28,4 olarak öngörülen enflasyonun 2027'de yüzde 21'e, 2028'de yüzde 13,5'e ve 2029'da yüzde 9'a indirilmesi hedefleniyor. Böylece program dönemi sonunda yeniden tek haneli enflasyona ulaşılması amaçlanıyor.
Ancak burada programın karşı karşıya olduğu temel risk, enerji ve gıda gibi arz yönlü şoklar. Ağustos itibarıyla enflasyon yüzde 31,5 seviyesinde. Bakan Yılmaz, savaşın doğrudan ve dolaylı etkilerinin enflasyon üzerindeki maliyetinin yaklaşık 7 puan olduğunu belirtiyor. Özellikle gıda, akaryakıt, doğal gaz ve ulaştırma hizmetlerinden oluşan ve TÜFE sepetinin yüzde 34,5'ini kapsayan grupta, savaş kaynaklı belirgin bir fiyat baskısı görülüyor.
Bu nedenle 2027 ve sonrasındaki dezenflasyon performansı yalnızca para ve maliye politikalarının sıkılığına değil, enerji ve emtia fiyatlarının seyrine de bağlı olacak.
Büyüme modelinde yatırım ve verimlilik öne çıkıyor
Programın dikkat çeken diğer unsuru, büyümenin kompozisyonunu değiştirme hedefi. 2026'da yüzde 3,3 olarak öngörülen büyümenin 2027'de yüzde 4,2, 2028'de yüzde 4,6 ve 2029'da yüzde 5'e yükselmesi bekleniyor.
Ancak OVP'nin yaklaşımı yalnızca daha yüksek büyüme oranına ulaşmakla sınırlı değil. Tarımda teknoloji ve verimlilik, sanayide üretim kapasitesi ve teknoloji yoğunluğu, hizmetlerde ise bilgi ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli faaliyetlerin artırılması hedefleniyor. Program döneminde toplam faktör verimliliğinin her yıl ortalama 1,1 puanlık büyüme katkısı sağlaması bekleniyor.
Bu yaklaşım özellikle sanayi ve ihracat açısından önemli. Çünkü yüksek enflasyon ortamında yalnızca maliyet avantajına dayalı bir ihracat modeli sürdürülebilir değil. Verimlilik artışı, otomasyon, yapay zeka, dijitalleşme ve yüksek teknolojili üretim kapasitesi, Türk şirketlerinin uluslararası rekabet gücünü korumasının temel araçları haline geliyor.
Mali disiplin büyüme kadar önemli
OVP, büyüme hedeflerinin yanında kamu maliyesinde kademeli bir iyileşme öngörüyor. 2027'de bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 3,5 olması, program dönemi sonunda ise yüzde 2,8'e gerilemesi hedefleniyor. Deprem harcamalarının 2027'de de devam edeceği, ancak önceki yıllara kıyasla azalacağı belirtiliyor.
Bu durum özel sektör açısından iki nedenle önemli. Birincisi, mali disiplinin korunması makroekonomik istikrar ve finansman koşullarının iyileşmesi açısından kritik. İkincisi, kamu kaynaklarının deprem harcamalarından kademeli olarak başka yatırım ve üretken alanlara yönelme kapasitesinin artması, özel sektör yatırımları açısından yeni alanlar yaratabilir.
2029 hedefi: 2,2 trilyon dolarlık ekonomi ve 450 milyar dolarlık mal-hizmet ihracatı
Program döneminin sonunda Türkiye ekonomisinin milli gelirinin 2,2 trilyon doların üzerine, mal ve hizmet ihracatının ise 450 milyar dolara çıkarılması hedefleniyor. Kişi başına milli gelirin 25 bin dolar seviyesine ulaşması ve işsizlik oranının yüzde 7,6'ya gerilemesi öngörülüyor. Program döneminde yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdamın oluşturulması hedefleniyor.
Bu hedefler birlikte değerlendirildiğinde OVP'nin temel mesajı ortaya çıkıyor: Türkiye önümüzdeki üç yılda dezenflasyon ile büyüme arasında yeni bir denge kurmaya, büyümeyi üretim kapasitesi ve verimlilik artışı üzerinden sürdürmeye ve ihracatın teknoloji yoğunluğunu artırmaya çalışacak.
Ancak bu hedeflerin önündeki en önemli dış riskler de açık: enerji fiyatları, jeopolitik gerilimler, küresel ticarette korumacılığın yükselmesi ve başlıca ticaret ortaklarının düşük büyüme performansı.
Ticaret dünyası açısından sonuç
Yeni OVP'nin iş dünyasına verdiği mesaj, önümüzdeki dönemin yalnızca "daha fazla ihracat" dönemi olmayacağı yönünde. Türkiye'nin küresel rekabet gücünü koruması için daha yüksek teknoloji, daha yüksek verimlilik, daha düşük enerji yoğunluğu ve daha fazla pazar çeşitliliği gerekiyor.
Özellikle enerji maliyetlerindeki yükseliş, ihracatçı şirketler açısından enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarını artık yalnızca sürdürülebilirlik başlığı olmaktan çıkarıp doğrudan bir rekabet aracı hâline dönüştürüyor.
Aynı şekilde Asya-Pasifik, Körfez ve Afrika gibi pazarlara açılım, AB'ye alternatif yaratmaktan çok mevcut ihracat yapısını daha dayanıklı hale getirme stratejisi olarak okunmalı.
Türkiye'nin önündeki üç yıl, büyüme hızından çok büyümenin niteliğinin belirleyici olacağı bir dönem olacak.
Türkiye'nin AB'ye ihracatı 72 milyar dolara yaklaştı
Türkiye'nin Avrupa Birliği ülkelerine ihracatı ocak-ağustos döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,6 artarak 71,8 milyar dolara yükseldi. Aynı dönemde Türkiye'nin toplam ihracatı yüzde 4 artışla 185 milyar dolara ulaştı. AB ülkeleri arasında Türkiye'nin en fazla ihracat yaptığı ülke ise 13,6 milyar dolarla Almanya oldu.
Ne Anlamalıyız?
AB, Türkiye'nin dış ticaretinde hâlâ temel çıpa konumunda. Ancak yüzde 3,6'lık artış, Avrupa pazarının büyüme açısından sınırlı fakat istikrar açısından güçlü olduğunu gösteriyor. Özellikle Almanya, otomotiv ve makine gibi sektörlerde Türkiye için kritik bir rol oynamaya devam ediyor. Bu nedenle AB pazarındaki konumun korunması kadar, Asya-Pasifik, Körfez ve Afrika gibi bölgelerde yeni büyüme alanları oluşturulması da önem kazanıyor.
İhracatçıya reeskont kredilerinde BSMV avantajı
İhracatçıların finansman maliyetlerini azaltmak amacıyla reeskont kredilerindeki BSMV istisnası genişletildi. Daha önce kısa vadeli krediler için uygulanan istisna, Türk Eximbank ve ticari bankalar tarafından kullandırılan uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi.
Düzenleme kapsamında reeskont kredilerinin finansman maliyetinin yüzde 23,95'e düşürüldüğü, günlük kredi limitinin 300 milyon liradan 5 milyar liraya, firma başına günlük limitin ise 60 milyon liraya çıkarıldığı belirtildi.
Ne Anlamalıyız?
İhracatçı açısından burada kritik konu finansmanın maliyeti ve erişilebilirliği. Küresel ticarette tarife baskısının arttığı bir dönemde Türk şirketlerinin fiyat rekabetçiliğini koruyabilmesi için finansmana erişim stratejik önem taşıyor. Yeni düzenleme özellikle uzun vadeli ihracat siparişleri ve yatırım gerektiren üretim kapasitesi açısından olumlu bir adım.
Otomotiv ihracatı 8 ayda rekor kırdı
Türkiye otomotiv endüstrisi Ocak-Ağustos döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,5 artışla 27,2 milyar dolarlık ihracata ulaştı. Böylece sektör, tüm zamanların en yüksek Ocak-Ağustos performansını gerçekleştirdi.
Otomotivin toplam ihracat içindeki payı yüzde 14,7 olurken Almanya 4,4 milyar dolarla ilk sırada yer aldı. Fransa'ya ihracat yüzde 11,4, İtalya'ya ise yüzde 15 arttı.
Ne Anlamalıyız?
Otomotiv, Türkiye'nin Avrupa tedarik zincirindeki rolünün hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor. Ancak Avrupa otomotiv sanayisinin elektrikli araç dönüşümü, Çinli üreticilerin artan rekabeti ve karbon düzenlemeleri nedeniyle sektörün önündeki riskler giderek büyüyor. Türkiye'nin mevcut üretim avantajını koruyabilmesi için elektrikli araçlara, bataryalara, yazılıma ve yeni nesil otomotiv teknolojilerine yapılan yatırımlar hızlanmalı.
Türkiye hizmet ticaretinde dünya altıncısı
Ticaret Bakanlığı verilerine göre Türkiye, 2025 itibarıyla hizmet ticareti fazlası veren ülkeler arasında altıncı sıraya yükseldi. Hizmet ihracatı yüzde 6,5 artışla 124,9 milyar dolara ulaşırken hizmet ithalatı 61,9 milyar dolar oldu.
Ne Anlamalıyız?
Mal ihracatındaki performans kadar hizmet ihracatı da Türkiye'nin cari dengesi açısından kritik. Turizm başta olmak üzere taşımacılık, lojistik, bilişim ve profesyonel hizmetlerin küresel pazarlara açılması, Türkiye'nin ihracat gelirlerini çeşitlendirebilir.
Türkiye enerji piyasasında yeni lisanslar
EPDK, elektrik ve petrol piyasalarında toplam 34 lisans verdi. Elektrik piyasasında 29 üretim ve 3 tedarik lisansı verilirken, petrol piyasasında iki yeni lisans düzenlendi.
Ne Anlamalıyız?
Yeni lisanslar, enerji piyasasında yatırım ve kapasite artışının devam ettiğini gösteriyor. Özellikle elektrik üretim lisansları açısından bakıldığında, Türkiye'nin artan elektrik talebine ve sanayinin enerji ihtiyacına yönelik yeni kapasite oluşturma süreci devam ediyor. Enerji arz güvenliği, önümüzdeki dönemde sanayi yatırımlarının en önemli belirleyicilerinden biri olmaya devam edecek.
Türk iş dünyası Asya-Pasifik'e yöneliyor
DEİK Türkiye-Hong Kong İş Konseyi, 7-11 Eylül'de Hong Kong'a yönelik bir iş heyeti ziyareti planlıyor. Türkiye'nin Hong Kong'a ihracatı geçen yıl yüzde 9,2 artarak 976,2 milyon dolara ulaşırken, 911 milyon dolarlık dış ticaret fazlası verildi.
Ne Anlamalıyız?
Türkiye'nin dış ticaret stratejisinde Avrupa'nın yanında Asya-Pasifik'in ağırlığı artıyor. Çin'in küresel üretim kapasitesi, Hong Kong'un finans ve ticaret merkezi rolü ve Güneydoğu Asya'nın yükselen tüketici pazarları Türk şirketleri için yeni fırsatlar yaratıyor. Ortak yatırım, teknoloji transferi ve tedarik zinciri bağlantıları kurmak önemli.
Dünya Bankası'ndan Türkiye'ye 630 milyon dolarlık yeni kaynak
Dünya Bankası ile Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası arasında yaklaşık 630 milyon dolarlık iki ek finansman anlaşması imzalandı. Kaynağın güneş, rüzgâr ve batarya depolama yatırımlarının yanı sıra sanayide enerji verimliliği, temiz üretim ve emisyon azaltımı projelerinde kullanılması planlanıyor.
Ne Anlamalıyız?
Yeşil dönüşüm artık yalnızca çevre politikası değil, doğrudan yatırım ve finansman gündemi. Yenilenebilir enerji, depolama ve enerji verimliliği yatırımlarına uluslararası finansmanın yönelmesi, Türkiye'nin düşük karbonlu üretim kapasitesini artırabilir. Özellikle ihracatçı sanayinin AB'nin karbon düzenlemelerine uyumunda bu tür finansman mekanizmaları kritik bir rol oynayacak.
ABD-Kanada ticaret savaşında yeni perde
ABD ile Kanada arasındaki ticaret gerilimi yeni bir aşamaya taşınıyor. Kanada, ABD'nin uyguladığı tarifelere karşılık 8 Eylül'den itibaren yaklaşık 20 milyar dolarlık ABD malına misilleme tarifeleri uygulamaya hazırlanıyor. Tedbirlerin çelik, tarım ekipmanları, elektronik, beyaz eşya ve kâğıt gibi sektörleri kapsaması bekleniyor.
Çin petrol piyasasında OPEC'in önüne mi geçiyor?
Rosneft CEO'su Igor Sechin, Çin'in artık küresel petrol piyasasında OPEC'ten daha belirleyici hale geldiğini savundu. Çin'in 2026'da ham petrol ithalatını günlük yaklaşık 5,5 milyon varil azaltmasına rağmen piyasadaki ağırlığını koruması, talep tarafının petrol fiyatlarında giderek daha fazla önem kazandığına işaret ediyor.
ABD çip üretimini ülkesine çekmek için baskıyı artırıyor
ABD, yarı iletken üretimini kendi topraklarına çekmek amacıyla tarife baskısını artırıyor. Samsung ve SK Hynix'in ABD'deki yatırımları yeniden gündeme gelirken Washington, ülkede üretim yapmayan şirketlerin ABD pazarına girişte daha yüksek maliyetle karşılaşmasını sağlayacak politikalar üzerinde çalışıyor.
İstanbul Havalimanı Avrupa'nın en yoğun havalimanı
İstanbul Havalimanı, 24-30 Ağustos döneminde günlük ortalama 1.689 uçuşla Avrupa'nın en yoğun havalimanı oldu.
Ege'nin dijital altyapısına 100 milyon dolarlık yatırım
Vodafone Türkiye ve DAMAC Digital ortaklığıyla İzmir Veri Merkezi'nin ilk fazı yaklaşık 100 milyon dolarlık yatırımla hizmete girdi. Merkez 650'den fazla kabinet kapasitesine ve ilk aşamada 4 MW güce sahip. Kapasitenin 20 MW'a çıkarılması ve toplam yatırımın yaklaşık 300 milyon dolara ulaşması hedefleniyor.
The Trade Desk'ten yüzde 15 küçülme
Dijital reklam teknolojisi şirketi The Trade Desk, küresel çalışan sayısını yaklaşık yüzde 15 azaltacağını açıkladı. 2025 sonundaki 3 bin 843 kişilik çalışan sayısı üzerinden bu, yaklaşık 575 kişilik bir küçülmeye karşılık geliyor. Şirketin yeniden yapılanma maliyetinin 51 milyon dolara kadar çıkması bekleniyor.
Ticaret artık yalnızca sınırları aşan mal hareketi değil; enerji, teknoloji, finansman ve stratejik üretim kapasitesi üzerinden yeniden şekilleniyor.
Türkiye için önümüzdeki dönemin üç kritik başlığı öne çıkıyor:
- AB ile güçlü ticari bağların korunması,
- Asya-Pasifik ve diğer alternatif pazarlarda çeşitlenme
- Yüksek teknoloji/yeşil dönüşüm yatırımlarının hızlandırılması.