Küresel Ticarette Makroekonomik İstikrar ve Yapısal Dönüşüm
8 Eylül Ticari Diplomasi Gündeminden Merhaba,
2026 yılının üçüncü çeyreğine girerken, küresel ekonomi; jeopolitik gerilimler, enerji arz güvenliği, ticaret rotalarındaki değişim ve yeni sanayi politikalarının etkisiyle önemli bir dönüşümden geçiyor.
Türkiye açısından ekonomi yönetiminin sürdürdüğü dezenflasyon programı, yeni Orta Vadeli Program ve sanayinin rekabet gücünü koruma çabaları gündemin merkezinde. Yeni OVP, 2027-2029 döneminin ekonomik çerçevesini ortaya koyarken, 2026 büyüme beklentisi yüzde 3,3'e çekildi, yıl sonu enflasyon tahmini ise yüzde 28,4 olarak güncellendi. Program sonunda büyümenin yüzde 5'e, ihracatın ise mal ve hizmetler toplamında 450 milyar dolara ulaşması hedefleniyor.
Bunun yanında, kritik teknolojilerin yerlileştirilmesi, KOBİ'lerin finansmana erişimi, e-ihracat ve enerji arz güvenliği Türkiye'nin küresel değer zincirlerindeki konumunu doğrudan etkileyecek başlıklar arasında.
Küresel tarafta ise enerji koridorlarındaki riskler, Süveyş Kanalı'ndaki normalleşme ve Çin'in ihracat performansı öne çıkıyor. Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler enerji arz güvenliğinin jeopolitik risklere ne kadar açık olduğunu gösterirken, Süveyş rotasına dönüş lojistik maliyetlerde rahatlama yaratıyor.
Bugünün gündemini “9 Dakikada Gündem” formatında, gelişmelerin iş dünyası açısından ne ifade ettiğine odaklanarak ele alıyoruz.
Yeni OVP ile Dezenflasyon Sürecinde Yeni Dönem
Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yıllık yol haritasını ortaya koyan yeni Orta Vadeli Program'ın temel önceliği dezenflasyon sürecinin sürdürülmesi.
Yeni programda 2026 büyüme tahmini yüzde 3,3'e çekilirken, 2027'de yüzde 4,2, 2028'de yüzde 4,6 ve 2029'da yüzde 5 büyüme hedefleniyor. Enflasyonun ise 2026 sonunda yüzde 28,4, 2027'de yüzde 21, 2028'de yüzde 13,5 ve 2029'da yüzde 9 seviyesine gerilemesi öngörülüyor.
Programın temel araçlarından biri para ve maliye politikalarının koordinasyonu. Enflasyonla mücadelede yalnızca para politikasının sıkı duruşuna değil, kamu harcamalarının kontrolüne ve maliye politikasının dezenflasyon sürecine katkısına önem veriliyor.
İkinci önemli başlık yapısal dönüşüm. Lojistik altyapısı, tarımsal arz güvenliği ve enerji bağımlılığı gibi sorunların orta vadeli yatırımlarla azaltılması hedefleniyor.
Üçüncü başlık ise dış ticaret dengesi. Yüksek teknoloji yatırımları ve yerli üretimin desteklenmesi yoluyla cari açığın azaltılması ve ihracat kapasitesinin artırılması amaçlanıyor.
İş Dünyası Temsilcilerinin OVP Değerlendirmeleri
OVP'nin açıklanmasının ardından sanayi, ticaret ve ihracat dünyasının önde gelen çatı kuruluşları ve temsilcileri programı değerlendiren açıklamalarda bulundular. İş dünyasının genel yaklaşımı, kararlılıkla uygulanan dezenflasyonist politikaların orta ve uzun vadede öngörülebilirliği artıracağı yönünde birleşmektedir.
Sektör temsilcilerinin öne çıkardığı temel başlıklar şu şekilde:
-
Öngörülebilirlik ve Güven: İş dünyası için en kritik unsurun makroekonomik öngörülebilirlik olduğu vurgulanırken, OVP'nin sunduğu şeffaf hedeflerin yatırım kararlarını kolaylaştıracağı ifade ediliyor.
-
Finansmana Erişim: Enflasyonla mücadele sürecinde uygulanan sıkı para politikasının reel sektör üzerindeki finansman yüküne dikkat çekilerek, özellikle üretken ve ihracatçı sektörler için seçici kredi mekanizmalarının hayati önem taşıdığı belirtiliyor.
-
Rekabet Gücü ve İhracat: Döviz kuru gelişmeleri ve küresel talep daralması karşısında Türk ihracatçısının küresel pazarlardaki rekabet gücünü koruyabilmesi için girdi maliyetlerini düşürecek desteğin sürdürülmesi gerektiği kaydediliyor.
Türkiye Toryum Rezervlerini Nükleer Teknolojide Kullanmak İçin Danimarkalı Şirketle İş Birliğine Gitti
Türkiye, sahip olduğu toryum kaynaklarını geleceğin nükleer enerji teknolojileriyle değerlendirmeye yönelik yeni bir iş birliği adımı attı.
Danimarkalı bir teknoloji şirketiyle gerçekleştirilen iş birliği kapsamında toryum yakıt döngüsüne dayalı erimiş tuz reaktörleri (MSR) üzerinde ortak Ar-Ge ve pilot uygulamalar yürütülmesi hedefleniyor.
Toryumun enerji alanında katma değerli bir kaynağa dönüştürülmesi, Türkiye'nin uzun vadeli enerji arz güvenliği açısından stratejik bir başlık oluşturuyor. Aynı zamanda yeni nesil nükleer teknolojiler, enerji yoğun sanayinin artan elektrik ihtiyacına yönelik alternatif çözümler açısından da önem taşıyor.
Ne Anlamalıyız?
Buradaki asıl mesele yalnızca toryum rezervlerinin değerlendirilmesi değil. Türkiye'nin hammadde sahibi bir ülkeden teknoloji geliştiren bir ülkeye dönüşme hedefi. Ancak bu dönüşüm uzun vadeli Ar-Ge, mühendislik kapasitesi, teknoloji transferi ve nitelikli insan kaynağı gerektiriyor. Dolayısıyla iş birliği, kısa vadeli enerji arzından çok, Türkiye'nin gelecekteki nükleer teknoloji ekosisteminin oluşması açısından izlenmeli.
Kadın Kooperatiflerini Güçlendirecek E-Ticaret İş Birliği
Ticaret Bakanlığı ile e-ticaret platformları arasında yapılan iş birliğiyle kadın kooperatiflerinin dijital pazarlara erişiminin kolaylaştırılması hedefleniyor.
Proje kapsamında kooperatiflerin ürün satışlarında uygulanan komisyonların azaltılması veya kaldırılması, dijital pazarlama eğitimleri, ürün fotoğraf çekimleri, platformlarda öne çıkarma desteği ve daha uygun lojistik imkanları sağlanması planlanıyor.
Daha önemlisi, kooperatiflerin ürünlerinin sınır ötesi e-ticaret kanallarına entegre edilmesi hedefleniyor.
Ne Anlamalıyız?
Bu gelişme, e-ticaretin artık yalnızca bir perakende satış kanalı değil, küçük üreticilerin ihracata açılma aracı haline geldiğini gösteriyor. Yerel üreticilerin küresel müşterilere doğrudan ulaşabilmesi, geleneksel ihracat modelinin dışında yeni bir büyüme kanalı yaratıyor. Buradaki kritik unsur yalnızca dijital mağaza açmak değil; ürün standardizasyonu, ambalajlama, lojistik, ödeme sistemleri ve uluslararası pazarlama kapasitesinin birlikte geliştirilmesi.
KOBİ'lere 75 Milyon Liralık Finansman Desteği
KOBİ'lerin işletme sermayesi ihtiyaçlarını karşılamaları, ekipmanlarını yenilemeleri ve rekabet güçlerini korumaları amacıyla 75 milyon liralık yeni finansman desteği devreye alınıyor.
Enerji verimliliği sağlayan, dijitalleşme altyapısını geliştiren ve ihracat potansiyeli yüksek işletmelere öncelik verilmesi planlanıyor. Öncelikli kalkınma bölgelerindeki üretici KOBİ'lerin de desteklenmesi hedefleniyor.
Ne Anlamalıyız?
Finansman desteğinin miktarı kadar, hangi şirketlerin önceliklendirileceği de önemli. Enerji verimliliği, dijitalleşme ve ihracat kapasitesinin destek kapsamına alınması, Türkiye'nin KOBİ politikasında klasik işletme sermayesi desteğinden daha dönüşüm odaklı bir modele geçmeye çalıştığını gösteriyor. KOBİ'ler açısından mesaj net: Önümüzdeki dönemde finansmana erişimde yalnızca mevcut üretim kapasitesi değil, verimlilik, dijitalleşme ve ihracat potansiyeli de belirleyici olacak.
Kritik Ürün ve Teknolojilerde Yerlileştirme Hamlesi
Türkiye, stratejik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla kritik ürün ve teknolojilerin yerlileştirilmesine yönelik yeni proje çağrılarını gündeme alıyor.
Öncelikli alanlar arasında yarı iletkenler ve elektronik, kimya ve biyoteknoloji ile gelişmiş malzeme teknolojileri yer alıyor.
Savunma sanayisinden otomotive, enerjiden havacılığa kadar çok sayıda sektörün ihtiyaç duyduğu mikroçip, sensör, ileri malzeme ve batarya teknolojilerinin geliştirilmesi hedefleniyor.
Ne Anlamalıyız?
Küresel ticarette artık yalnızca ürünlerin değil, kritik teknolojilerin ve üretim girdilerinin kontrolü rekabet avantajı yaratıyor. Pandemi, savaşlar ve tedarik zinciri krizleri şirketlere tek bir ülkeden kritik girdi tedarik etmenin yaratabileceği riski gösterdi. Türkiye açısından yerlileştirme politikası bu nedenle yalnızca ithalatı azaltma aracı değil, aynı zamanda tedarik zinciri dayanıklılığı oluşturma stratejisi. Özellikle batarya, elektronik, yarı iletken ve ileri malzemeler gibi alanlar geleceğin sanayi rekabetinde belirleyici olacak.
Türkiye'de Elektrik Talebi Hızla Artıyor
IEA verileri, Türkiye'nin elektrik talebinin güçlü biçimde arttığını ortaya koyuyor. Artışın arkasında sanayileşme, kentleşme, nüfus artışı ve özellikle sanayide artan elektrifikasyon bulunuyor.
İmalat sanayisinin artan elektrik ihtiyacı, arz güvenliğinin yanı sıra iletim ve dağıtım altyapısının güçlendirilmesini de zorunlu kılıyor.
Güneş, rüzgâr ve jeotermal gibi yerli kaynaklara yönelik yatırımların artırılması ve şebekelerin akıllı altyapılarla yenilenmesi, öne çıkan ihtiyaçlar arasında yer alıyor.
Ne Anlamalıyız?
Türkiye'nin enerji gündemi artık yalnızca “ne kadar elektrik üreteceğiz?” sorusundan ibaret değil. Asıl soru, artan elektriği hangi maliyetle, hangi kaynaklardan ve hangi şebeke altyapısıyla sağlayacağımız. Elektrik talebindeki yükseliş, sanayici açısından enerji maliyetini daha da stratejik hale getiriyor. Şirketler için öz tüketim amaçlı yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği ve depolama çözümleri giderek daha önemli bir rekabet unsuru olacak.
Hürmüz Boğazı'nda LNG Trafiği Durma Noktasında
Orta Doğu'daki jeopolitik gerilimlerin Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşen enerji taşımacılığı üzerindeki etkisi küresel piyasaların en kritik gündemlerinden biri.
Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi önemli LNG ihracatçılarının sevkiyatlarının güvenlik risklerinden etkilenmesi, küresel doğal gaz arzı açısından yeni bir risk oluşturuyor.
Kış sezonu öncesinde yaşanan gelişmeler spot LNG fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratırken, tanker taşımacılığında güvenlik ve sigorta maliyetleri de önem kazanıyor.
Ne Anlamalıyız?
Enerji piyasalarında jeopolitik riskin fiyat üzerindeki etkisi yeniden çok güçlü biçimde ortaya çıkıyor. Türkiye gibi enerji ithalatına ihtiyaç duyan ekonomiler açısından bu gelişme, enerji tedarikinin çeşitlendirilmesinin stratejik önemini artırıyor. Şirketler açısından ise enerji maliyetlerinin yalnızca piyasa fiyatlarıyla değil, jeopolitik risklerle de birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Özellikle enerji yoğun sektörler için uzun vadeli tedarik anlaşmaları, yenilenebilir enerji yatırımları ve enerji verimliliği daha önemli hale geliyor.
Gemiler Süveyş Kanalı'na Dönüyor: Navlunlarda Düşüş
Kızıldeniz'deki güvenlik risklerinin azalmasıyla birlikte konteyner gemilerinin yeniden Süveyş Kanalı güzergâhını kullanmaya başlaması küresel lojistik maliyetleri açısından olumlu bir gelişme.
Ümit Burnu üzerinden yapılan uzun rotaların azalması transit sürelerini kısaltırken, artan gemi kapasitesinin navlun fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturması bekleniyor.
Bu durum özellikle Asya-Avrupa ticaret hattında faaliyet gösteren üretici ve ihracatçılar açısından maliyet avantajı yaratıyor.
Ne Anlamalıyız?
Küresel tedarik zincirlerinde “normalleşme” ile “dayanıklılık” artık aynı şey değil. Süveyş rotasının yeniden kullanılması maliyetleri düşürebilir. Ancak son yıllardaki jeopolitik krizler, şirketlerin tek bir lojistik güzergâha bağımlı kalmasının risklerini ortaya koydu. Türkiye açısından Orta Koridor, demiryolu bağlantıları, liman kapasitesi ve alternatif lojistik güzergâhların geliştirilmesi önemini koruyor.
Avro Bölgesi’nde yatırımcı güveni 4,5 yılın zirvesinde
Avro Bölgesi’nde yatırımcı güven endeksi, eylülde 4,2 puan artarak 5,1’e yükseldi ve Şubat 2022’den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Böylece endeks art arda beşinci ayda yükseldi. Gelecek altı aya ilişkin beklentileri ölçen endeks 13,8’e çıkarken, mevcut durum endeksi de -8’den -3,3’e yükseldi. Almanya’da yatırımcı güveni de belirgin şekilde toparlandı.
Ne Anlamalıyız?
Avrupa ekonomisine ilişkin yatırımcı algısında belirgin bir iyileşme var. Özellikle Almanya’daki toparlanma, Türkiye’nin en önemli ihracat pazarlarından Avrupa’da talep koşullarının önümüzdeki dönemde güçlenebileceğine işaret ediyor. Bu tablo; otomotiv, makine, kimya, tekstil ve enerji ekipmanları gibi ihracata duyarlı sektörler açısından olumlu bir sinyal. Ancak güven endeksindeki toparlanmanın henüz güçlü bir reel büyümeye dönüşüp dönüşmediği izlenmeli.
Çin'in İhracat Büyümesi Ağustos'ta İvme Kazandı
Çin'in Ağustos 2026 ihracat performansı, zayıf iç talebe rağmen ülkenin küresel ticaretteki gücünü koruduğuna işaret ediyor.
Çinli üreticilerin rekabetçi fiyat politikaları, Batı pazarlarındaki ticaret kısıtlamaları karşısında ASEAN, Latin Amerika ve Orta Doğu gibi pazarlara yönelim ve elektrikli araçlar ile yeşil teknolojilerin ihracattaki ağırlığı büyümenin temel dinamikleri arasında.
Ne Anlamalıyız?
Çin'in ihracat performansı, küresel pazarlarda fiyat rekabetinin daha da sertleşebileceğine işaret ediyor. Özellikle elektrikli araçlar, güneş panelleri ve bataryalar gibi sektörlerde Çin'in üretim kapasitesi küresel rekabeti belirlemeye devam ediyor. Türk üreticiler açısından bu tablo, yalnızca maliyet avantajı değil; teknoloji, marka, kalite ve farklılaşma üzerinden rekabet etme zorunluluğunu artırıyor.
Çin'in Özbekistan'daki Ekonomik Etkisi Büyüyor
Çin ile Özbekistan arasındaki ticaret hacmi büyürken, Çin Özbekistan'ın en önemli ticari ortağı haline geliyor.
Ancak ticaretin yapısı dikkat çekici. Özbekistan daha çok pamuk, doğal gaz ve maden gibi hammaddeler ihraç ederken Çin'den makine, otomobil, elektronik ve tüketim ürünleri ithal ediyor.
Çin şirketlerinin altyapı ve sanayi yatırımlarındaki ağırlığı da artıyor.
Ne Anlamalıyız?
Bu gelişme Orta Asya'nın yalnızca bir hammadde kaynağı değil, Doğu-Batı ticaret rekabetinin önemli merkezlerinden biri haline geldiğini gösteriyor. Türkiye için burada önemli fırsat alanları bulunuyor. Orta Koridor'un güçlenmesiyle Türkiye'nin Orta Asya'ya yalnızca lojistik bağlantı üzerinden değil, sanayi, enerji, altyapı ve teknoloji yatırımları üzerinden de daha fazla entegre olması mümkün.
Jaguar Land Rover'dan Küresel İşten Çıkarma Planı
İngiliz lüks otomotiv üreticisi Jaguar Land Rover, önümüzdeki iki yıl içinde yaklaşık 4 bin kişilik istihdam azaltımına gitmeyi planlıyor.
Şirket, kararın arkasında elektrikli araç dönüşümünün maliyetleri ve küresel otomotiv pazarındaki zayıflama olduğunu belirtiyor.
Volkswagen Osnabrück Fabrikasında Yeni Dönem
Volkswagen'in Osnabrück tesisinin İsrailli bir şirkete devredilmesine yönelik süreç, otomotiv sektöründeki kapasite dönüşümünün yanı sıra şirket kararlarında jeopolitik faktörlerin ağırlığını da gündeme taşıyor.
Togg'da Ortaklık Yapısı Gündemde
Togg Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı'nın açıklamalarıyla şirketin mevcut ortaklık yapısı ve olası hisse satışları yeniden gündeme geldi.
Chobani Türkiye Pazarına Yatırımla Giriyor
ABD merkezli yoğurt markası Chobani'nin kurucusu Hamdi Ulukaya, Türkiye'de yeni bir yatırım planlandığını açıkladı. Yerel üretim tesislerinin kurulması ve markanın Türkiye pazarına girmesi hedefleniyor.
Rönesans Holding ENR İlk 50'de
Rönesans Holding, ENR'nin dünyanın en büyük 250 uluslararası müteahhidini sıraladığı listede ilk 50 şirket arasında yer almayı sürdürüyor.
Tofaş’tan Kuzey Amerika’ya güçlü ihracat hamlesi
Tofaş’ın Bursa fabrikasında üretilecek Ram ProMaster City’nin 2027’den itibaren Kuzey Amerika pazarına ihraç edilmesi, şirketin ihracat stratejisi açısından öne çıkan gelişmelerden biri oldu. Hafif ticari araç, ABD’de “2027 Commercial Green Car of the Year” ödülüne layık görüldü. Şirketin Kuzey Amerika’ya yönelik toplam ihracat hedefinin 230 bin adet seviyesine ulaşması bekleniyor.
Bu gelişme yalnızca bir modelin ihracatı açısından değil, Türkiye’deki otomotiv üretiminin küresel tedarik zincirlerindeki konumunun güçlenmesi açısından da önemli. Bursa’da üretilecek bir aracın Kuzey Amerika pazarına gönderilecek olması, Türkiye’nin Avrupa dışındaki pazarlara yönelik üretim üssü rolünü de destekliyor.
Eti Bakır’dan Kastamonu’ya tematik tarım lisesi yatırımı
Eti Bakır, Kastamonu’nun Küre ilçesinde faaliyet gösterdiği bölgedeki sosyal ve ekonomik katkılarını eğitim alanına taşıyor. Şirket, Gölköy Tarım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin yapımını üstlenerek tarım sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetişmesine katkı sağlamayı hedefliyor.
Toplam 16 derslikli okul binasının yanı sıra dört derslikli iki katlı atölye binası ve iki sera kurulacak. Yatılı olarak planlanan okulun yalnızca Kastamonu'ya değil, çevre illerden gelecek öğrencilere de hizmet vermesi öngörülüyor. Öğrencilerin teorik bilgilerini uygulamalı eğitimlerle pekiştirmesi ve tarım ile hayvancılık alanlarında mesleki beceriler kazanması amaçlanıyor. Eti Bakır, projeyi iki yıl içinde tamamlayarak Milli Eğitim Bakanlığı'na teslim edecek.
Bugünün gündemindeki gelişmeler, küresel ticarette maliyetin yanı sıra dayanıklılığın da rekabet avantajına dönüştüğünü gösteriyor.
Türkiye'de yeni OVP; büyüme, finansmana erişim, ihracat ve üretim kapasitesinin güçlendirilmesi açısından önümüzdeki dönemin çerçevesini belirliyor. Küresel tarafta ise enerji ve lojistik hatlarındaki riskler, tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesini şirketler için stratejik bir zorunluluk haline getiriyor.
Bu tablo, Türkiye açısından ihracat pazarlarını çeşitlendirme, kritik girdilerde yerlileşme ve lojistik avantajı güçlendirme ihtiyacını artırıyor. Şirketler açısından ise rekabet artık yalnızca fiyat üzerinden değil; tedarik güvenliği, finansman, teknoloji ve enerji maliyetleri üzerinden şekilleniyor.
Ticari diplomasi açısından yeni dönemin temel sorusu da bu nedenle değişiyor: Sadece nereye ihracat yapacağız değil, küresel risklere karşı ticaretimizi nasıl daha dayanıklı hale getireceğiz?