İlk Sayımızdan Herkese Merhaba!
Herkese merhaba,
Ticari Diplomasi Bülteni’nin ilk gününü sizlerle paylaşmanın heyecanı içindeyiz.
Hızla değişen bir gündemde; küresel iş dünyasını, kamu politikalarını, dünyayı dönüştüren sektörleri ve büyük ölçekli şirket hamlelerini sade ve anlaşılır bir dille sizlerle buluşturmak için yola çıkıyoruz. Hafta içi her sabah 07.00’de, beş başlıkta, dokuz dakika…
Bu yolculukta desteğiniz, yönlendirmeleriniz ve paylaşımlarınız bizim için çok değerli olacak.
Ticari Diplomasi ve tematik tüm bültenlerimizi takip etmeniz için bize www.dokuzdakika.com web sitemiz üzerinden ulaşabilirsiniz ve sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip edebilirsiniz.
Ticari Diplomasi Bülteni — Gün 1’e hoş geldiniz.
Ticaretin Yeni Rotası: Suriye, Körfez ve Orta Asya; Küresel Ekonomide ise Yaptırım ve Tarife Baskısı
Küresel ticaret gündemi bugün iki farklı eğilimi aynı anda gösteriyor.
Bir tarafta ülkeler yeni pazarlar, yeni ticaret koridorları ve yeni yatırım ortaklıkları arıyor. Türkiye açısından bunun en somut örnekleri Suriye, Katar ve İslam İşbirliği Teşkilatı ülkeleriyle ilişkilerde görülüyor.
Diğer tarafta ise ABD'nin İran'a yönelik yaptırım politikasını genişletmesi ve ABD-Kanada ticaret geriliminin yeniden tırmanması, küresel şirketler açısından ticaretin artık yalnızca fiyat, lojistik ve talep üzerinden yönetilemeyeceğini gösteriyor.
Dünya ticaretinde artık yalnızca daha fazla satış yapmak yetmiyor. Doğru ülkeyle, doğru koridor üzerinden, doğru uyum altyapısıyla ve doğru ortaklık modeliyle ticaret yapmak gerekiyor.
Bugünün TDB'sinde yeniden çizilen ticaret yollarını; şirketlerin pazar seçimi kadar jeopolitik risk ve uyum kapasitesinin de rekabet gücünün parçası haline geldiğini 9 dakikalık okuma süresiyle ele alıyoruz.
ABD'den İran'a kapsamı genişleyen ekonomik kuşatma
ABD Hazine Bakanlığı, 24 Ağustos'ta İran'a karşı yeni ve kapsamlı bir ekonomik kampanya başlattığını açıkladı.
Washington'ın “Operation Economic Outcast” adını verdiği kampanya, İran rejiminin küresel ekonomik bağlantılarını hedef alıyor. ABD yönetimi, İran'ın petrol gelirleri, yaptırımlardan kaçınma mekanizmalarını ve finansal ağlarını kesmeyi amaçladığını belirtiyor.
Ancak gelişmenin şirketler açısından asıl önemli tarafı yaptırım listesinin genişlemesinden daha fazlası.
ABD Hazine Bakanlığı, İran'la bağlantılı faaliyetler için ikincil yaptırım riskinin kapsamını genişletiyor. Bugünkü adımlarla dijital varlıklar, teknoloji, altın, havacılık ve deniz taşımacılığı sektörleri özel olarak hedeflenen alanlar arasına alındı. Ayrıca yaklaşık 60 şirket, kişi ve gemi yaptırım kapsamına alındı.
Washington ayrıca ülkelerden, İran'la ilgili tespit edilen faaliyetleri belirli süreler içinde durdurmalarını istiyor. ABD finans sistemine erişimin kesilmesi riski, yaptırım uygulamasının doğrudan İran merkezli şirketlerle sınırlı kalmayabileceğini gösteriyor.
Üçüncü ülkelerde faaliyet gösteren şirketlerin İran'la bağlantılı ticaret, finansman, lojistik veya teknoloji transferlerinin de yeniden incelenmesi gerekiyor.
Burada izlenmesi gereken sinyal, ABD'nin ikincil yaptırım uygulamasını hangi şirketlere ve hangi üçüncü ülkelere doğru genişleteceği. Özellikle deniz taşımacılığı, petrol ticareti, finansal aracılık, teknoloji ve dijital varlıklar yakından izlenmeli.Bu gelişme Türkiye açısından da önemli. Çünkü Türkiye, İran ile coğrafi yakınlığı nedeniyle ticaret ve transit bağlantıları bulunan ülkelerden biri. Şirketler açısından ise jeopolitik riskler artık şirketin dış politika departmanının konusu değil; satın alma, lojistik, finans, sigorta ve compliance süreçlerinin tamamının konusudur.ABD'nin yeni uygulaması, küresel ticarette “yaptırıma tabi şirketle doğrudan çalışıyor muyum?” sorusundan “tedarik zincirinde yaptırım riski taşıyan bir bağlantı var mı?” sorusuna geçişi hızlandırabilir.
Türkiye-Suriye ticaretinde hedef 10 milyar dolar
Türkiye-Suriye ticaret ilişkilerinde yeni hedef 10 milyar dolar.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 26 Ağustos'ta başlayacak 63. Şam Uluslararası Fuarı kapsamında Türk ve Suriyeli iş insanlarının bir araya geleceğini açıkladı.
İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025'te yaklaşık 3,7 milyar dolara ulaşmıştı. 2026'nın ocak-Temmuz döneminde ise ticaret hacmi yıllık bazda yüzde 16'nın üzerinde artarak 2,2 milyar dolar oldu.
Türkiye'nin hedefleri için inşaat, altyapı, enerji, lojistik, gıda, tekstil, makine, kimya, sağlık ve teknoloji alanlarında ortak yatırımlar, yerel üretim modelleri ve üçüncü pazarlarda ortak hareket etme seçenekleri gündemde.
Ne Anlamalıyız?
Burada 10 milyar dolarlık hedefin hangi somut yatırım ve ticaret mekanizmalarıyla destekleneceğinin izlenmesi önemli. Çünkü 3,7 milyar dolardan 10 milyar dolara çıkmak yalnızca ihracatın artırılması anlamına gelmiyor. Suriye'nin yeniden yapılanması, Türkiye için inşaat ve altyapının yanı sıra enerji, lojistik, finansman, makine ve üretim yatırımları açısından daha büyük bir ekonomik ekosistem yaratabilir. Özellikle dikkat edilmesi gereken nokta, Türkiye'nin Suriye'yi yalnızca bir ihracat pazarı olarak mı, yoksa ortak üretim ve bölgesel ticaret platformu olarak mı konumlandıracağı. Eğer ikinci model gelişirse, ticaret hacmindeki artışın yanında Türk şirketlerinin Suriye'de kalıcı yatırım ve üretim kapasitesi oluşturduğunu görebiliriz.
Türkiye-Katar ticaretinde hedef 5 milyar dolar
Türkiye ile Katar arasındaki ticaret hacminin 5 milyar dolara çıkarılması hedefleniyor.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Katar'ın Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Ahmed bin Muhammed Al Sayed ile yaptığı görüşmenin ardından iki ülke ticaretinin son 21 yılda 53 kat arttığını ve 2025'te 1,3 milyar dolara ulaştığını açıkladı.
Katar'ın Türkiye'deki yatırımları da bu ilişkinin yalnızca mal ticaretinden ibaret olmadığını gösteriyor. Türkiye-Katar ekonomik ilişkilerinde enerji, finans, altyapı ve savunma başlıkları öne çıkıyor.
Ne Anlamalıyız?
Buradaki sinyal, ticaret hedefinin yatırım ve proje hacmiyle desteklenip desteklenmeyeceği. Çünkü Körfez ülkeleri açısından Türkiye'nin önemi yalnızca Türk ürünlerine erişimden ibaret değil. Türkiye'nin üretim altyapısı, lojistik konumu, Avrupa ile ticaret bağlantıları ve üçüncü pazarlara erişimi Katar sermayesi açısından da stratejik değer taşıyor. Bu nedenle 5 milyar dolarlık hedefi Türkiye-Katar yatırım ve ticaret ekosisteminin genişleme hedefi olarak okumak gerekiyor.Türkiye'nin ihracatında Cumhuriyet tarihi rekoru
Türkiye'nin ihracatı Temmuz ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,9 artarak 25,6 milyar dolara yükseldi ve Cumhuriyet tarihinin en yüksek Temmuz ayı ihracat değerine ulaştı. Ocak-temmuz döneminde ihracat yüzde 3,4 artışla 161,6 milyar dolar oldu. Bu dönemde 54 ilin ihracatı artarken, 22 il 1 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirdi.
Temmuz ayında İstanbul 5,85 milyar dolarla ilk sırada yer alırken, Kocaeli 3,39 milyar dolar, İzmir ise 2,07 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. İhracat artışında ise Mersin, İzmir, Antalya, Sakarya ve Gaziantep öne çıktı. Ürün gruplarında motorlu kara taşıtları, makine ve kazanlar ile elektrikli makine ve cihazlar başı çekti.
Artık yalnızca rekor ihracat rakamına değil, ihracatın Anadolu'ya ve farklı sektörlere ne ölçüde yayıldığına bakmak gerekiyor. 22 ilin 1 milyar dolar eşiğini aşması, ihracat kapasitesinin belirli merkezlerin dışına taşındığını gösteriyor. Önümüzdeki aylarda izlenmesi gereken konu, bu büyümenin yüksek katma değerli sektörlere ve daha fazla ile yayılıp yayılmayacağı.
Türkiye'nin İİT ülkelerine ihracatı 41,5 milyar dolara ulaştı
Türkiye'nin İslam İşbirliği Teşkilatı ülkelerine ihracatı, 2026'nın ilk 7 ayında 41,5 milyar dolara ulaştı.
İhracat geçen yılın aynı dönemine göre 345,7 milyon dolar artarken, İİT ülkeleriyle toplam dış ticaret hacmi yüzde 2,2 artarak 69,2 milyar dolara yükseldi. 2025'te Türkiye'nin İİT ülkeleri arasında en fazla ticaret yaptığı ülkeler Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Mısır ve Kazakistan oldu. 2026'nın ilk 7 ayında ihracat artışında ise Mısır, Libya ve Suriye öne çıktı.
Türkiye ihracat pazarlarını Avrupa'nın ötesinde ne kadar çeşitlendirebiliyor?İİT ülkelerinin Türkiye ihracatındaki payının 2028'e kadar artırılması hedefleniyor. Bu da Körfez, Kuzey Afrika, Orta Asya ve diğer İslam ülkelerinin Türkiye'nin ticaret diplomasisinde daha merkezi bir konuma gelebileceğine işaret ediyor. Ancak burada izlenmesi gereken daha önemli gösterge ürün ve yatırım çeşitliliği.Türkiye bu pazarlara yalnızca tekstil, gıda ve tüketim ürünleri mi satacak? Yoksa makine, savunma sanayi, enerji ekipmanları, altyapı teknolojileri, finansal hizmetler ve yüksek katma değerli ürünlerde de kalıcı pazar payı mı oluşturacak?TDB açısından asıl hikâye burada.
ABD-Kanada ticaret gerilimi yeniden tırmanıyor
ABD ile Kanada arasındaki ticaret gerilimi yeni bir aşamaya geçti.
ABD, yaklaşık 20 milyar dolarlık Kanada malına yüzde 50 gümrük vergisi uygulamaya başladı. Ticaret görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının ardından Washington, otomobiller ve otomotiv ürünleri dahil olmak üzere yeni tarife adımlarını da gündeme getirdi. Kanada ise karşı önlemler hazırlıyor.
ABD-Kanada ticaret ilişkisi sıradan bir ikili ticaret ilişkisi değil. İki ülke arasında yaklaşık 900 milyar dolarlık yıllık ticaret hacmi bulunuyor ve otomotiv, çelik, alüminyum, kereste ve enerji gibi sektörler iki ekonominin üretim zincirlerinin birbirine ne kadar bağlı olduğunu gösteriyor.
Bu nedenle yeni tarifeler yalnızca Kanadalı ihracatçıları değil, Kuzey Amerika'daki üretim ağlarını da etkileyebilir.
Ne Anlamalıyız?
Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir ABD-Kanada anlaşmazlığı gibi görünse de, konu küresel tedarik zincirlerinin yeniden konumlanması. Otomotiv, metal, makine, elektronik ve lojistik sektörlerinde üreticiler maliyetlerini yeniden hesaplamak zorunda kalabilir.
Kuzey Amerika'da tarife nedeniyle değişen tedarik zincirlerinden Türk üreticiler pay alabilir mi?
Özellikle Avrupa'ya yakın üretim altyapısı ve gümrük avantajları bulunan sektörlerde bu tür ticaret gerilimleri yeni ihracat fırsatları yaratabilir. Bunun gerçekleşmesi için
şirketlerin ABD pazarına giriş stratejilerinde menşe kuralları, gümrük vergileri, yerel üretim gereklilikleri ve tedarik zinciri güvenliği daha fazla önem kazanacak.
Norveç: Avrupa yeşil dönüşüm konuşurken Barents Denizi'nde petrol ve gaz devam edecek
Norveç, Avrupa Birliği'nin Arktik bölgede yeni hidrokarbon faaliyetlerine moratoryum çağrısına rağmen Barents Denizi'ndeki petrol ve doğal gaz faaliyetlerini sürdüreceğini açıkladı.
Enerji Bakanı Terje Aasland, mevcut jeopolitik ve enerji güvenliği koşullarında Barents Denizi'ndeki faaliyetlerin hem Norveç hem de Avrupa'nın çıkarlarına hizmet ettiğini söyledi.
Norveç, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden sonra Avrupa'nın en büyük doğal gaz tedarikçisi konumuna geldi ve AB ile İngiltere'nin doğal gaz talebinin yaklaşık yüzde 30'unu karşılıyor. Ülke, petrol ve gaz üretimini en az 2035'e kadar mevcut seviyelere yakın tutmayı hedefliyor.
Norveç ayrıca kendisini artık Avrupa'nın “yeşil bataryası” olarak görmediğini belirtiyor.
Ne Anlamalıyız?
Enerji dönüşümü ile enerji güvenliği arasındaki gerilimin nasıl yönetileceği konusu günümüzün jeopolitik gelişmeleriyle takip edilmesi gereken önemli gündemlerden biri.
Avrupa bir taraftan fosil yakıtlardan çıkış hedeflerini korurken, diğer taraftan Rusya'ya olan enerji bağımlılığını azaltmak için Norveç gazına ihtiyaç duyuyor.
Bu durum enerji şirketleri açısından önemli bir mesaj taşıyor: Enerji dönüşümü doğrusal bir süreç değil. Jeopolitik krizler, arz güvenliği ve fiyat baskıları enerji politikalarının zamanlamasını değiştirebiliyor.
Türkiye açısından da Avrupa'nın enerji arz güvenliğinde Norveç, LNG, Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve yenilenebilir enerji yatırımları arasındaki denge yakından izlenmeli.
Hürmüz için diplomasi trafiği: Çin devrede
Orta Doğu'daki enerji ve ticaret trafiğinin en kritik noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı konusunda diplomatik girişimler devam ediyor.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Ürdün Kralı II. Abdullah ile görüşmesinde Orta Doğu krizinin siyasi ve diplomatik yollarla çözülmesi gerektiğini vurguladı.
Çin ve Ürdün, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik diplomatik çabaları destekleyen aktörler arasında yer alıyor. Brussels Signal, Çin'in bu süreçte kendisini krizin çözümünde arabulucu bir aktör olarak konumlandırmaya çalıştığını belirtiyor.
Hürmüz'ün uzun süre kapalı kalması, Avrupa'nın enerji tedarikinde ciddi sonuçlar yaratıyor.
BM, küresel ticaret yolları için güven mekanizması önerdi
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, çatışmalar nedeniyle kritik deniz ticaret geçişlerinin kesintiye uğramasına karşı BM öncülüğünde bir “güven artırıcı mekanizma” kurulmasını önerdi. İlk aşamada özellikle gübre ve hammadde taşıyan gemilerin kayıt ve doğrulama süreçlerinin tarafsız biçimde yürütülmesi ve Hürmüz Boğazı’ndan daha öngörülebilir geçiş sağlanması hedefleniyor.
Guterres, Hürmüz geçişlerinin neredeyse durma noktasına geldiğini, savaşın başlamasından bu yana petrol fiyatlarının %36, küresel konteyner navlunlarının ise son bir yılda %84 arttığını belirtti. Mekanizmanın geçiş izni verme veya mevcut uluslararası hukuku değiştirme yetkisi olmayacak; uygulama ilgili ülkelerin mutabakatına bağlı olacak.
Hürmüz, Kızıldeniz ve Karadeniz'deki ticaret akışının normalleşip normalleşmeyeceği; özellikle enerji, gübre, gıda ve lojistik maliyetleri açısından yakından izlenmeli.
Çin-Orta Asya hattında demiryolu diplomasisi ilerliyor
Kırgızistan, Özbekistan ve Çin arasında geliştirilen demiryolu projesi, Orta Asya'nın ticaret koridorları açısından önemini artırıyor.
Proje yalnızca bir ulaştırma yatırımı değil; Çin ile Orta Asya arasındaki ekonomik entegrasyonu derinleştiren bir altyapı bağlantısı olarak değerlendiriliyor.
Times of Central Asia'nın analizinde Kırgızistan ve Özbekistan'ın farklı jeopolitik bloklar arasında seçim yapmak yerine ortak ekonomik çıkarlar üzerinden ilerlemeyi tercih ettiği vurgulanıyor. Projenin ilerlemesinde bu diplomatik yaklaşımın etkili olduğu belirtiliyor.
Ne Anlamalıyız?
Çin-Avrupa ticaretinde kara ve demiryolu bağlantılarının çeşitlenmesi, Türkiye için hem fırsat hem rekabet anlamına geliyor.
Türkiye açısından soru yalnızca “Orta Koridor'dan daha fazla yük geçecek mi?” değil. Asıl soru: Türkiye bu koridorun lojistik, finansman, depolama, gümrük ve üretim ekosisteminde ne kadar fazla değer yaratabilir? Çünkü yeni koridorlar yalnızca transit gelirleri değil, güzergâh üzerindeki sanayi ve lojistik yatırımları da çekebilir.
AB'de iklim uyumu için yıllık 70 milyar avroluk yatırım ihtiyacı
Avrupa Birliği, iklim değişikliğinin etkilerine karşı uyum ve dayanıklılık yatırımlarının hızlandırılması çağrısını yeniden gündeme taşıdı. AB Komisyonu'nun İklim, Net Sıfır Emisyon ve Temiz Büyümeden Sorumlu Üyesi Wopke Hoekstra, Avrupa'da artan sıcak hava dalgaları, kuraklık, sel ve orman yangınlarının ekonomik ve toplumsal maliyetlerinin büyüdüğüne dikkat çekerek hükümetlerin iklim uyumuna daha fazla kaynak ayırması gerektiğini belirtti.
AB Komisyonu'nun hesaplamalarına göre Avrupa'nın selden korunma, kentlerin serinletilmesi ve diğer iklim uyum önlemleri için yılda yaklaşık 70 milyar avroluk yatırıma ihtiyacı bulunuyor. Buna karşılık üye ülkelerin mevcut yıllık harcamaları yaklaşık 29 milyar avro seviyesinde. Böylece yıllık yatırım ihtiyacı ile mevcut harcama arasında yaklaşık 41 milyar avroluk bir açık oluşuyor.
Komisyonun ocak ayında yayımladığı değerlendirme, 2050'ye kadar her yıl yaklaşık 70 milyar avroluk iklim uyum yatırımı gerektiğini ortaya koyarken, bunun yaklaşık 30 milyar avrosunun altyapı, 21 milyar avrosunun ekosistemler ve 12 milyar avrosunun gıda güvenliği için gerekli olduğunu belirtiyor.
Ne Anlamalıyız?
AB'nin iklim politikasında ağırlık yalnızca emisyon azaltımından iklim risklerinin ekonomik maliyetini azaltmaya doğru genişliyor. Bu durum; su yönetimi, dayanıklı altyapı, şehirlerin soğutulması, yangın ve sel önleme sistemleri, tarım, sigortacılık, iklim teknolojileri ve veri/erken uyarı sistemleri gibi alanlarda yeni yatırım fırsatları yaratabilir. AB Komisyonu da 2026'nın ikinci yarısında Avrupa İklim Dayanıklılığı ve Risk Yönetimi için yeni bir çerçeve oluşturmayı planlıyor. AB'nin uyum yatırımlarını hızlandırması, Türkiye açısından altyapı, ihracat, finansman ve iklim risklerinin yönetimi açısından takip edilmesi gereken bir gelişme. Özellikle AB pazarına entegre şirketler için iklim kaynaklı fiziksel risklerin yatırım kararlarına ve tedarik zincirlerine daha fazla dahil edilmesi beklenebilir.
Küresel elektrik yatırımlarında nükleer büyük para çekiyor, rüzgâr ve güneş proje sayısında önde
Industrial Info Resources'ın küresel elektrik üretim yatırımlarına ilişkin verileri önemli bir tablo ortaya koyuyor.
Dünya genelinde yapım aşamasındaki nükleer enerji projelerinin sayısı rüzgâr ve güneş projelerinden çok daha az olmasına rağmen, yatırım tutarı çok daha yüksek.
Verilere göre aktif inşaat halindeki 157 nükleer projenin toplam yatırım değeri 488,2 milyar dolar.
Buna karşılık rüzgâr ve güneş projelerinin toplam yatırım değeri yaklaşık 465 milyar dolar. Ancak yenilenebilir enerji tarafında aktif inşaat halindeki proje sayısı 2.200'ün üzerinde.
Çin, 122 milyar doların üzerinde yatırım değeriyle yapım aşamasındaki nükleer projelerde ilk sırada yer alıyor. İngiltere ise 72,5 milyar dolarla ikinci sırada.
Ne Anlamalıyız?
Yapay zekâ, veri merkezleri, elektrikli ulaşım ve sanayide elektrifikasyon elektrik talebini artırırken, yalnızca yenilenebilir kapasite eklemek yeterli olmayabilir. Nükleer enerji burada yeniden stratejik bir yatırım alanına dönüşüyor. Ancak rüzgâr ve güneşin proje sayısındaki üstünlüğü de önemli. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde “nükleer mi yenilenebilir mi?” tartışmasından çok, baz yük, esneklik, depolama, şebeke ve yenilenebilir enerjinin birlikte nasıl çalışacağı yatırım gündemini belirleyecek.
Suudi Arabistan'dan 1,16 milyar dolarlık batarya depolama yatırımı
Suudi Arabistan, enerji depolamada büyük ölçekli yeni bir adım attı. Saudi Power Procurement Company, toplam 2 GW/8 GWh kapasiteye sahip dört batarya enerji depolama projesi için 15 yıllık depolama hizmet anlaşmalarını tamamladı.
Toplam yatırım tutarı 1,16 milyar doların üzerinde.
Projeler dört saatlik depolama süresine sahip ve bağımsız enerji depolama sistemi modeliyle geliştirilecek. Üç proje ACWA Power liderliğindeki konsorsiyumlara, bir proje ise ENGIE liderliğindeki konsorsiyuma verildi.
Bu, Suudi Arabistan'ın 2030'a kadar 48 GWh batarya depolama kapasitesi hedefinin ilk aşaması.
İkinci ihale grubunda ise 3 GW/12 GWh kapasiteye sahip altı proje bulunuyor. Bu aşamada Masdar, EDF, TotalEnergies ve China Longyuan Power Group gibi şirketler de ön yeterlilik listesinde yer alıyor.
Ne Anlamalıyız?
Körfez'de enerji dönüşümü artık yalnızca güneş ve rüzgâr yatırımı anlamına gelmiyor; depolama da enerji altyapısının temel parçası haline geliyor. Türkiye açısından bunun iki boyutu var.
Birincisi, bölge Türk enerji ve altyapı şirketleri için yeni bir proje pazarı oluşturuyor.
İkincisi, Suudi Arabistan'ın 48 GWh hedefi, büyük ölçekli batarya yatırımlarının önümüzdeki yıllarda küresel tedarik zincirinde daha fazla yer tutacağını gösteriyor.
Dolayısıyla Türk şirketleri açısından BESS, EPC, enerji yönetim sistemleri, güç elektroniği, batarya entegrasyonu ve bakım hizmetleri izlenmesi gereken alanlar.
Atempo, ABD Entity List'ten çıkarıldı
Atempo Proje Taahhüt Ses ve Görüntü Sistemleri AŞ, ABD Ticaret Bakanlığı'nın Entity List listesinden çıkarıldı.
Şirketin süreç boyunca yaklaşık 7 ay boyunca Washington'da temas yürüttüğü ve compliance/uyum altyapısını yeniden yapılandırdığı bildiriliyor.
Bu gelişme, uluslararası ticarette uyum süreçlerinin şirketlerin pazara erişiminde giderek daha fazla önem kazandığını gösteriyor.
Suudi Arabistan'da 8 GWh BESS ihalesinde ACWA Power ve ENGIE öne çıktı
Suudi Arabistan, toplam 8 GWh kapasiteli ilk büyük ölçekli batarya depolama portföyünü hayata geçiriyor.
Toplam yatırım 1,16 milyar doların üzerinde. Dört proje, 2 GW/8 GWh kapasiteye sahip ve 15 yıllık depolama hizmeti anlaşmalarıyla destekleniyor. ACWA Power ve ENGIE liderliğindeki konsorsiyumlar projeleri üstlendi.
Ambalaj şirketleri enerji maliyetlerini yenilenebilirlerle düşürmeye çalışıyor
Ambalaj sektöründe şirketler enerji maliyetlerini azaltmak için yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarına yöneliyor.
Bu eğilim, özellikle enerji yoğun üretim sektörlerinde elektrifikasyon ve düşük maliyetli temiz enerjiye erişimin artık yalnızca sürdürülebilirlik değil, doğrudan rekabetçilik konusu olduğunu gösteriyor.
Rusya, Starlink’e rakip uydu interneti için 5,2 milyar dolarlık ağ kuruyor
Rus havacılık ve uzay şirketi Bureau 1440, SpaceX’in Starlink sistemine alternatif olarak geliştirdiği Rassvet adlı alçak yörünge uydu internet ağını büyütüyor. Şirketin temmuz ayında gerçekleştirdiği ikinci toplu fırlatmanın ardından ticari internet hizmetine 2027’de başlaması hedefleniyor.
Yaklaşık 800 kilometre irtifada çalışması planlanan sistemin kullanıcılara 1 Gbps’ye kadar internet hızı ve 70 milisaniyeye kadar gecikme süresi sunması hedefleniyor. Ağda 5G NTN mimarisi ve uydular arası lazer haberleşme teknolojileri kullanılacak. Şirket, sistemi yalnızca bireysel kullanıcılar için değil; mobil operatörler, ulaşım şirketleri, sanayi tesisleri ve karasal altyapının yetersiz olduğu bölgeler için de konumlandırıyor. MegaFon ile yapılan çalışma kapsamında 2027’de ilk aşamada 500 baz istasyonunun uydu bağlantısıyla sisteme dahil edilmesi planlanırken, Rus Demiryolları ve Aeroflot ile de tren ve uçaklarda kullanım için çalışmalar yürütülüyor.
Yeni ticaret döneminin ana kelimesi: Uyum
Bugünün gelişmelerini birlikte okuduğumuzda farklı haberlerin aslında aynı noktaya işaret ettiğini görüyoruz.
ABD'nin İran'a yönelik yaptırım politikasını genişletmesi…
ABD-Kanada ticaret savaşının yeniden tırmanması…
Norveç'in Avrupa'nın enerji politikalarından farklı bir hidrokarbon stratejisi izlemesi…
Türkiye'nin Suriye, Katar ve İİT ülkelerinde yeni ticaret alanları araması…
Çin'in Orta Asya'daki altyapı koridorlarını ilerletmesi…
Bütün bunlar bize küresel ticaretin eski varsayımlar üzerinden ilerlemediğini gösteriyor.
Artık şirketler için yalnızca “hangi pazarda talep var?” sorusu yeterli değil.
Şu sorular da aynı derecede önemli:
Bu pazara hangi jeopolitik risklerle gireceğim?
Tedarik zincirim hangi yaptırımlara maruz kalabilir?
Ürünümün menşei ve gümrük statüsü ne olacak?
Finansman ve sigorta kanallarım güvenli mi?
Yerel ortaklarımın yaptırım riski var mı?
Enerji ve lojistik maliyetleri ne kadar öngörülebilir?
Bu nedenle uluslararası ticarette compliance, hukuki bir zorunluluk olmanın yanı sıra artık rekabet gücünün de bir parçası.
Atempo örneği bunun şirket düzeyindeki karşılığını gösterirken, ABD'nin İran politikasındaki genişleme bunun devletler düzeyindeki karşılığını ortaya koyuyor.