İklim Değişiyor, Enerji Sistemi Yeniden Yazılıyor
Bu Sayıda
Bir şehrin şantiyesinde tozun havaya karışmasını önleyen sensörlerden, Kuzey Denizi’nde yükselen rüzgâr türbinlerine; bir çöp kutusuna atılan atıktan elektrik şebekesine kadar uzanan geniş bir hikâyenin içindeyiz.
Enerji dönüşümünü çoğu zaman güneş panelleri, rüzgâr türbinleri ve elektrikli araçlarla anlatıyoruz. Oysa dönüşüm çok daha büyük bir resmin parçası. Nasıl enerji ürettiğimiz kadar, nasıl tükettiğimiz, neyi çöpe attığımız, şehirleri nasıl inşa ettiğimiz ve değişen iklime nasıl hazırlandığımız da bu hikâyenin içinde.
Bu hafta bir yanda elektrifikasyonun enerji güvenliğindeki rolü güçlenirken, diğer yanda Türkiye’de Sıfır Atık hareketi dokuzuncu yılına giriyor. Kutuplardaki buz kaybı iklim değişikliğinin ölçeğini hatırlatırken, Türkiye’nin ilk sekiz ayındaki 1.263 ekstrem meteorolojik olay iklim risklerinin artık uzak bir gelecek meselesi olmadığını gösteriyor.
Bütün bu gelişmeler farklı başlıklar gibi görünse de aynı soruda buluşuyor: Dünyayı değiştirirken, yaşam biçimimizi ne kadar hızlı değiştirebileceğiz?
Türkiye'nin Yeşil Taksonomisi yürürlüğe girdi: Finansmanın rengi yeniden tanımlanıyor

Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği, 24 Eylül 2026 tarihli ve 33380 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından hazırlanan yönetmelik, Türkiye’nin düşük karbonlu ekonomiye geçişini desteklemenin yanı sıra sürdürülebilir yatırımlara finansman akışını artırmayı ve piyasadaki “yeşile boyama” riskini azaltmayı amaçlıyor.
Taksonomi, ekonomik faaliyetlerin çevresel sürdürülebilirliğini ortak teknik kriterler üzerinden değerlendiren bir sınıflandırma sistemi olarak kurgulandı. Yönetmeliğe göre bir faaliyetin “uyumlu ekonomik faaliyet” olarak kabul edilmesi için en az bir çevresel hedefe önemli ölçüde katkı sağlaması, diğer çevresel hedeflerden hiçbirine önemli zarar vermemesi ve asgari sosyal koruma önlemlerine uyması gerekiyor.
Altı çevresel hedef
Türkiye’nin taksonomi çerçevesi altı temel çevresel hedef üzerine kuruluyor. Bunlar;
-
Sera gazı emisyonlarının azaltılması,
-
İklim değişikliğine uyum,
-
Su ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve korunması,
-
Döngüsel ekonomiye geçiş,
-
Kirliliğin önlenmesi ve kontrolü
-
Biyoçeşitlilik ve ekosistemlerin korunması ve restorasyonu olarak sıralanıyor.
Bu yapı, taksonomiyi yalnızca karbon emisyonlarına odaklanan bir sistem olmaktan çıkarıyor. Bir ekonomik faaliyetin sürdürülebilir olarak değerlendirilebilmesi için çevresel etkilerinin daha geniş bir perspektiften ele alınmasını öngörüyor.
Düzenlemenin önemli unsurlarından biri de “önemli zarar vermeme” ilkesi. Buna göre, bir faaliyet bir çevresel hedefe önemli katkı sağlasa dahi diğer hedeflerden herhangi birine önemli zarar veriyorsa taksonomiyle uyumlu kabul edilmiyor. Ayrıca sosyal koruma koşullarının da karşılanması gerekiyor.
16 sektör, 137 ekonomik faaliyet
Türkiye Yeşil Taksonomisi toplam 16 sektör ve 137 ekonomik faaliyeti kapsıyor. Bu faaliyetlerin hangi koşullarda taksonomiye uygun veya uyumlu sayılacağını teknik tarama kriterleri belirleyecek. İklim Değişikliği Başkanlığı, bu kriterleri bilimsel ve teknolojik gelişmeler doğrultusunda düzenli olarak gözden geçirebilecek.
Yönetmelik, teknik kriterlerin mümkün olduğunca niceliksel ve doğrulanabilir olmasını öngörüyor. Kriterlerin belirlenmesinde;
-
Ekonomik faaliyetlerin yaşam döngüsü boyunca çevresel etkileri
-
Sektör yapıları,
-
Yatırım akışları
-
Finansal sistem üzerindeki etkilerin de dikkate alınması gerekiyor.
📌 Katı fosil yakıt kullanılan üretim faaliyetleri ise çevresel açıdan sürdürülebilir ekonomik faaliyet olarak değerlendirilmeyecek.
Bu kriterlerin zaman içinde güncellenebilmesi, taksonominin sabit bir liste yerine teknolojik gelişmeler ve piyasa koşullarıyla birlikte gelişen bir çerçeve olarak uygulanacağını gösteriyor.
Finans sektörü için zorunlu raporlama 2029'da
Yönetmelik, reel sektör ile finans sektörü açısından farklı bir uygulama yaklaşımı getiriyor. Taksonomi kapsamındaki ekonomik faaliyetleri yürüten şirketler raporlama yapabilir; finansal kuruluşlar için ise belirli kategorilerde raporlama yükümlülüğü bulunuyor.
🔎 Aracı kurumlar, yatırım ortaklıkları, portföy yönetim şirketleri, bankalar ile sigorta, reasürans ve emeklilik şirketleri raporlama yapmakla yükümlü finansal kuruluşlar arasında yer alıyor. Ancak bu kuruluşlar için geçiş dönemi öngörülüyor ve zorunlu taksonomi raporlaması 1 Ocak 2029 tarihine kadar başlamıyor.
Finans kuruluşlarının raporlamasında şirketlerin taksonomi kapsamındaki faaliyetlerine ilişkin veriler kritik hale gelecek. Yönetmelik, finans kuruluşlarının kendi performans göstergelerini hesaplayabilmeleri için raporlama yapan şirketlerin güncel verilerini ve anahtar performans göstergelerini esas almasını öngörüyor.
Şirketler için yeni veri ve finansman gündemi
Taksonominin iş dünyası açısından en önemli sonuçlarından biri, sürdürülebilirlik iddialarının ölçülebilir verilere daha fazla bağlanması olacak. Yönetmelikte şirketlerin taksonomiye uygun veya uyumlu ürün ve hizmetlerden elde ettiği hasılat, yatırım harcamaları ve işletme giderlerinin oranları temel göstergeler arasında sayılıyor.
Taksonomi kapsamındaki uygun ekonomik faaliyetlerden elde edilen hasılatın, toplam hasılata; yatırım harcamalarının toplam yatırım harcamalarına veya işletme giderlerinin toplam işletme giderlerine oranının yüzde 10'un altında kalması halinde ilgili faaliyetin anahtar performans göstergesine dahil edilmemesine olanak tanınıyor.
Bu çerçevenin finansman tarafındaki etkisi ise özellikle bankaların ve yatırımcıların sürdürülebilirlik kriterlerini kredi ve yatırım kararlarına daha sistematik bir biçimde dahil etmesiyle ortaya çıkabilir. Nitekim Türkiye'nin taksonomi çalışmaları, önceki dönemde de AB Taksonomisi ile uyumlu kriterler ve sürdürülebilir finansman çerçevesi üzerinden yürütülüyordu.
Taksonomi, sürdürülebilir finans ekosisteminin yeni ayağı
Türkiye Yeşil Taksonomisi'nin yürürlüğe girmesi, sürdürülebilirlik raporlaması, karbon piyasaları ve yeşil finansman alanlarında son dönemde atılan adımlarla birlikte değerlendiriliyor. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu da 2026'da Türkiye Yeşil Taksonomisi'nin sürdürülebilirlik açıklamalarının raporlandığı platformla entegrasyonu ve finansal sistemle bağlantısı üzerine çalışmalar yürüttü.
🔎 Sermaye piyasalarında ise SPK, Ağustos 2026'da yeşil, sürdürülebilir ve sosyal sermaye piyasası araçları ile sürdürülebilirlik bağlantılı sermaye piyasası araçlarına ilişkin yeni rehberleri kabul etti. Bu gelişme, sürdürülebilir yatırımların sınıflandırılması ile bu yatırımların finansmanını sağlayan sermaye piyasası araçlarının aynı ekosistem içinde geliştiğine işaret ediyor.
📌 Türkiye Yeşil Taksonomisi bu nedenle yalnızca yeni bir çevre mevzuatı olarak değil; şirketlerin yatırım kararlarını, finans kuruluşlarının portföylerini ve sürdürülebilir finansman piyasasının işleyişini etkileyebilecek bir finansal sınıflandırma altyapısı olarak öne çıkıyor. Önümüzdeki dönemde belirleyici unsur ise 137 ekonomik faaliyet için teknik kriterlerin uygulanması, şirketlerin gerekli veriyi üretme kapasitesi ve finans sektörünün bu verileri kredi ve yatırım süreçlerine nasıl yansıtacağı olacak.
Türkiye’de yenilenebilir enerjinin kurulu güçteki payı yüzde 62,9’a çıktı

🌱 Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü Ağustos sonu itibarıyla 126 bin 944 MW’a ulaşırken, yenilenebilir enerji kaynaklarının payı yüzde 62,9 oldu. Yenilenebilir kaynakların toplam kurulu gücü 79 bin 902 MW olarak kaydedildi.
Güneş enerjisinin kurulu gücü 27 bin 914 MW’a, rüzgârın kurulu gücü ise 15 bin 434 MW’a yükseldi. Böylece güneş ve rüzgârın toplam kurulu gücü 43 bin 348 MW’a, toplam içindeki payı da yüzde 34,2’ye çıktı. Hidroelektrik 32 bin 331 MW ile toplam kapasitenin yüzde 25,5’ini oluştururken, doğal gazın payı yüzde 19,7’de kaldı.
Veriler, Türkiye’nin elektrik üretim altyapısında güneş ve rüzgâr başta olmak üzere yenilenebilir kaynakların ağırlığının artmaya devam ettiğini gösteriyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da yenilenebilir yatırımların enerji arz güvenliği ve 2053 net sıfır emisyon hedefiyle bağlantılı olarak sürdürüleceğini belirtiyor.
Nordik-Baltık ülkeleri Türkiye’de yeşil teknoloji iş birliğini başlatıyor
Danimarka, Finlandiya, Litvanya, Norveç ve İsveç’in Türkiye’deki diplomatik temsilcilikleri, yeşil dönüşüm ve iklim dayanıklılığı alanlarında iş birliğini geliştirmek üzere Nordic-Baltic Climate Technology Platform (NBCC) girişimini başlattı.
Ortak girişim, iklim teknolojileri alanındaki bilgi paylaşımını ve Türkiye ile Nordik-Baltık ülkeleri arasındaki temasları güçlendirmeyi amaçlıyor.
🔎 Bu tür platformlar, temiz enerji, enerji verimliliği ve iklim değişikliğine uyum gibi alanlarda kamu kurumları, şirketler ve diğer paydaşlar arasında iş birliği geliştirilmesine zemin hazırlayabilir.
🔎 Türkiye açısından girişim, yeşil teknoloji çözümlerine erişim, uluslararası ortaklıkların geliştirilmesi ve iklim dayanıklılığına yönelik uygulamaların paylaşılması bakımından önem taşıyor. Platformun somut etkisi, geliştirilecek projeler, katılımcı kurumlar ve oluşturulacak iş birliği mekanizmalarıyla netleşecek.
IEA: Elektrifikasyon, 2035’e kadar enerji ithalatını 400 milyar dolar azaltabilir
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Türkiye’nin COP31 başkanlığı ve Avustralya’nın COP31 müzakere başkanlığı kapsamında talep ettiği yeni analizinde, küresel nihai enerji tüketiminde elektriğin payının 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarılması hedefinin mevcut teknolojilerle ulaşılabilir olduğunu ortaya koydu. IEA’nın yayımladığı değerlendirmeye göre, elektrikleşmenin hızlandığı senaryoda elektrik, 2035’te küresel nihai enerji tüketiminin yüzde 33’ünü karşılayabilir. Bu oran bugün yüzde 23 düzeyinde bulunuyor.
Analize göre ulaşım, binalar ve sanayide elektrifikasyonun hızlanması, fosil yakıt ithalatçısı ülkelerin enerji ithalat faturalarını 2025 seviyelerine kıyasla yılda 400 milyar dolardan fazla azaltabilir. Aynı senaryoda bu üç sektörden kaynaklanan enerji bağlantılı karbondioksit emisyonlarının 2035’e kadar yüzde 40 düşmesi mümkün. Elektrikli araçlar da petrol tüketiminin azaltılmasında önemli rol oynuyor.
📌 IEA, hedefin gerçekleşmesi için elektrik üretim kapasitesinin yanı sıra şebeke yatırımlarının, esnek sistemlerin ve düşük emisyonlu yerli elektrik arzının artırılması gerektiğine dikkat çekiyor. Elektrifikasyonun ekonomik ve iklimsel faydalarının geniş kesimlere ulaşması için yüksek başlangıç maliyetlerinin de yönetilmesi gerekiyor.
Almanya, fosil yakıtlardan çıkış için yol haritasını açıkladı
Almanya, fosil yakıtlardan kademeli çıkışı hızlandırmayı amaçlayan yol haritasını Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında New York’ta tanıttı. Federal Çevre Bakanlığı tarafından hazırlanan ve kabinede sunulan plan; elektrikli araçların, ısı pompalarının ve temiz enerji teknolojilerinin yaygınlaştırılması gibi adımlarla enerji sisteminin fosil yakıtlara bağımlılığını azaltmayı hedefliyor.
Almanya, bu kapsamda fosil yakıtlardan çıkış için yol haritası açıklayan Fransa ve Hollanda’nın ardından üçüncü ülke oldu. Plan, enerji dönüşümünü yalnızca elektrik üretimiyle sınırlamayan; ulaşım ve binalar gibi nihai tüketim alanlarını da kapsayan bir yaklaşım ortaya koyuyor.
Elektrikli araçlar ve ısı pompaları, petrol ve doğal gaz tüketimini azaltma potansiyeli taşırken bu teknolojilerin iklim hedeflerine katkısı, kullanılan elektriğin ne ölçüde düşük emisyonlu olduğuyla da bağlantılı. Yol haritasının uygulanması, Almanya’nın sanayi rekabeti ve enerji güvenliği açısından da önem taşıyor.
Çin, güneş panelleri ve rüzgâr türbinleri için geri dönüşüm kurallarını sıkılaştırıyor
Çin, hızla büyüyen yenilenebilir enerji sektörünün kullanım ömrünü tamamlayan ekipmanlarından kaynaklanan atıkların yönetimini sıkılaştırmaya hazırlanıyor. Çin Ekoloji ve Çevre Bakanlığı'nın açıklamasına göre yeni düzenlemeler; kullanım ömrünü tamamlayan güneş panelleri, rüzgâr enerjisi ekipmanları ve elektrikli araç bataryalarının geri dönüşümünü ve çevreye zarar vermeden bertarafını kapsıyor.
Ülkede Ağustos ayında yürürlüğe giren Ekolojik ve Çevresel Kanun, atığın kaynağına göre sorumluluklar tanımlıyor. Rüzgâr ve güneş enerjisi projelerini geliştiren veya işleten şirketlerin kullanım ömrünü tamamlayan ekipmanları kendilerinin işlemesi ya da yetkin geri dönüşüm kuruluşlarına yönlendirmesi gerekiyor. Tüketici kullanımından kaynaklanan bataryalarda ise üreticilerin toplama ve geri dönüşüm sorumluluğu öne çıkıyor.
Bakanlık, kayıt dışı söküm ve bertaraf işlemlerinin çevre kirliliği riski oluşturduğuna dikkat çekiyor. Açıklanan tahminlere göre Çin’de 2030’a kadar yaklaşık 1,5–2 milyon ton atık güneş paneli, 500 bin ton kullanım ömrünü tamamlamış rüzgâr türbini kanadı ve 1 milyon ton kullanılmış güç bataryası ortaya çıkabilir.
📌 Gelişme, enerji dönüşümünün yalnızca temiz enerji kapasitesini artırmakla değil, kullanılan teknolojilerin yaşam döngüsünü yönetmekle de ilgili olduğunu gösteriyor.
Kanada-AB yakınlaşması, fosil yakıtlardan uzaklaşma tartışmasını gündeme taşıdı
Kanada ile Avrupa Birliği arasında ekonomik ve ticari iş birliğinin derinleştirilmesi gündeme gelirken, iklim kuruluşları yeni ortaklığın fosil yakıtlara bağımlılığı azaltacak biçimde tasarlanması çağrısı yaptı. Climate Action Network Canada ve Climate Action Network Europe temsilcileri, iki taraf arasındaki iş birliğinin temiz enerji teknolojileri, iklim dayanıklılığı ve adil dönüşüm alanlarına odaklanması gerektiğini belirtti.
❗ Açıklamada, elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji teknolojilerinde büyüyen küresel pazarın yeni ticari fırsatlar sunduğu vurgulanırken, uzun vadeli sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatı ve fosil yakıt altyapısına yönelik yatırımların yeni bağımlılıklar yaratabileceği savunuldu.
Kuruluşlar ayrıca çalışanların ve yerel toplulukların dönüşüm sürecinde desteklenmesi, iklim diplomasisinin güçlendirilmesi ve gelişmekte olan ülkelere yönelik iş birliğinin artırılması gerektiğini ifade etti.
📌 Açıklama, bir sivil toplum kuruluşunun politika değerlendirmesini yansıtıyor. Kanada-AB iş birliğinin enerji ve ticaret politikalarına nasıl yansıyacağı ise alınacak kararlarla netleşecek.
California ve New York, ABD yönetiminin denizüstü rüzgâr hamlesine karşı dava açtı
ABD’de California ve New York eyaletleri, Trump yönetiminin denizüstü rüzgâr enerjisi projelerine ait kiralama haklarını geri satın alarak projeleri sonlandırma planına karşı hukuki süreç başlattı. New York’un öncülük ettiği davalara Connecticut, Delaware, Maine, Massachusetts, New Jersey, Rhode Island ve Vermont da katıldı.
Eyalet yönetimleri, bu adımların yeni elektrik üretim kapasitesinin devreye alınmasını geciktirebileceğini savunuyor. Federal yönetim ise şirketlerin yatırımlarını farklı enerji altyapısı projelerine yönlendirmesini desteklediğini belirtiyor.
📌 Gelişme, ABD’de enerji dönüşümünün yalnızca teknoloji ve yatırım maliyetleriyle değil, federal ve eyalet yönetimleri arasındaki politika farklılıklarıyla da şekillendiğini ortaya koyuyor.
Lucas Müzesi’nin çatısında güneş enerjisi mimariyle buluştu

ABD’nin Los Angeles kentinde açılan Lucas Anlatı Sanatı Müzesi, binaya entegre fotovoltaik sistemlerin mimarideki kullanımına örnek oluşturuyor. George Lucas ve Mellody Hobson tarafından kurulan müzenin çatısında 32 bin fit karenin üzerinde fotovoltaik cam 🔎kullanıldı. Sistemin kurulu gücü 279 kW olarak açıklandı.
Fotovoltaik camlar, binanın mimari formuna uyum sağlayacak şekilde özel olarak tasarlandı ve çatının bir bölümüne entegre edildi.
🔎 Bina entegre fotovoltaik sistemler (BIPV), güneş panellerini sonradan eklenen ekipmanlar olmaktan çıkararak cephe, çatı ve diğer yapı elemanlarının bir parçasına dönüştürüyor. Bu yaklaşım, özellikle çatı alanı sınırlı olan yoğun kentlerde yapıların kendi elektriğini üretme potansiyelini artırabilir. Bununla birlikte sistemin toplam enerji üretimi ve ekonomik geri dönüşü, güneşlenme koşulları ve binanın enerji tüketimiyle birlikte değerlendirilmelidir.
Sıfır Atık 9. yılında: 90 milyon ton atık ekonomiye kazandırıldı

Türkiye’de 27 Eylül 2017’de başlatılan Sıfır Atık Hareketi, dokuzuncu yılında geri dönüşümden döngüsel ekonomiye uzanan daha geniş bir çevre politikası başlığına dönüşürken, bu yıl Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek COP31’in de gündemine taşınıyor. Hareketin 9. yıl teması, “0’dan COP31’e Dünya için Hep Birlikte” olarak belirlendi.
Sıfır Atık yaklaşımı, COP31 Eylem Gündemi’nin 10 öncelikli temasından biri olarak belirlenirken; geri dönüşümün artırılması, döngüsel ekonomi uygulamalarının yaygınlaştırılması, gıda israfının azaltılması ve atıklardan kaynaklanan metan emisyonlarının düşürülmesi başlıkları öne çıkıyor. Sıfır atığın ilk kez bir COP sürecinin eylem gündeminde yer alması, atık yönetiminin iklim politikalarıyla daha doğrudan ilişkilendirilmesi açısından dikkat çekiyor.
Türkiye’de hareket kapsamında 220 bin bina ve yerleşkede Sıfır Atık Yönetim Sistemi uygulanırken, 28 milyon kişiye eğitim verildi. Geri kazanım oranı ise 2017’deki yüzde 13 seviyesinden 2025’te yüzde 37,53’e yükseldi. Türkiye, bu oranı 2035’te yüzde 60’a, 2053’te ise yüzde 70’e çıkarmayı hedefliyor.
2017-2025 döneminde 90 milyon ton geri kazanılabilir atığın ekonomiye kazandırıldığı açıklandı. Bu süreçte 36,1 milyon ton kağıt-karton, 10,2 milyon ton plastik, 3,5 milyon ton cam, 9,6 milyon ton metal ve 30,6 milyon ton organik ve diğer geri kazanılabilir atık işlendi. Bakanlık verilerine göre geri kazanılan atıkların ekonomiye katkısı 365 milyar lira oldu.
Hareket kapsamında elde edilen tasarruflar da enerji ve kaynak boyutunu ortaya koyuyor. Bakanlık verilerine göre geri kazanılan atıklarla 270 milyar kilovatsaat enerji, 2 trilyon litre su ve 60 milyar litre petrol tasarrufu sağlandı. Ayrıca yaklaşık 180 milyon ton sera gazı emisyonunun önüne geçildiği ve yaklaşık 55 bin futbol sahası büyüklüğünde atık depolama alanı tasarrufu elde edildiği bildirildi.
Sıfır Atık'ın küresel boyutu da son yıllarda genişledi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Türkiye’nin öncülüğündeki girişim sonucunda 30 Mart’ı Uluslararası Sıfır Atık Günü ilan etti. Ayrıca 2023’te BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu oluşturuldu. Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı'nı ise 25 Eylül itibarıyla 136 ülkeden 459 binden fazla gönüllünün imzaladığı açıklandı.
COP31 ile birlikte sıfır atık başlığının odağı yalnızca atığın toplanması ve geri dönüştürülmesinden, kaynak verimliliği, metan azaltımı ve ikincil ham maddelerin sanayiye yeniden kazandırılmasına doğru genişliyor. Bu çerçeve, atık yönetimini iklim değişikliğiyle mücadele ve döngüsel ekonomi politikalarının kesişimindeki başlıklardan biri haline getiriyor.
Türkiye’de yılın ilk 8 ayında 1.263 ekstrem meteorolojik olay
Türkiye’de 2026’nın Ocak-Ağustos döneminde 1.263 ekstrem meteorolojik olay kaydedildi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre olayların yüzde 33’ünü şiddetli yağış ve seller, yüzde 20’sini fırtınalar, yüzde 17’sini dolu ve yüzde 10’unu toprak kaymaları oluşturdu.
🌡️ Aynı dönemde Türkiye’nin ortalama sıcaklığı 14,9 derece ile 1991-2020 döneminin 14,5 derecelik normali üzerinde gerçekleşti. Böylece 2026’nın ilk sekiz ayı, 1971’den bu yana en sıcak 14. Ocak-Ağustos dönemi oldu.
🌦️ Yağışlarda ise farklı bir tablo görüldü. Türkiye genelinde ilk sekiz aylık ortalama yağış 562,2 kilogram/metrekare olarak ölçülürken, bu değer uzun yıllar ortalamasının yüzde 54 üzerinde gerçekleşti. Veriler, sıcaklık ve yağış koşullarındaki değişkenliğin yanı sıra ekstrem hava olaylarının sıklığının da çevresel risk yönetiminde önemini koruduğunu gösteriyor.
Çocuklara temiz hava hakkını anlatan etkinlik kitabı
Temiz Hava Hakkı Derneği, çocukların hava kirliliği konusunda farkındalığını artırmak amacıyla “Temiz Hava Solumaya Hakkım Var” adlı çocuk etkinlik kitabını yayımladı.
🔎 Çocukların hava kirliliğinin kaynaklarını, sağlık ve çevre üzerindeki etkilerini daha kolay anlamasını amaçlayan çalışma; etkinlikler, görseller ve yaş grubuna uygun içeriklerle temiz hava hakkını anlatıyor. Çalışma, çevre ve halk sağlığı konularında çocukların erken yaşta bilinçlendirilmesine yönelik bir eğitim materyali olarak öne çıkıyor.