COP31 Öncesinde Pasifik'in Mesajları, Türkiye'nin İklim Sınavı ve Enerji Dönüşümünün Yeni Rotası...
Bu Sayıda
12 Ekim 2026 Çevre ve Enerji bülteninden merhaba;
Bu haftanın gündeminde, COP31 öncesinde Pasifik ülkelerinin iklim talepleri, Güney Kore'nin enerji dönüşümüne ayırdığı dev kaynak ve Türkiye'nin iklim politikalarının uygulamadaki karşılığı öne çıkıyor.
Hava kirliliğinin sağlık üzerindeki etkileri, tarımsal üretimde iklim kaynaklı dalgalanmalar ve sanayinin karbonsuzlaşma maliyetleri de dönüşümün yalnızca enerji sektörünü ilgilendirmediğini gösteriyor.
Çevre, Enerji ve daha fazlası için bültenlerimizi takip edebilirsiniz; dokuzdakika.com
Pasifik'in öncelikleri Antalya'daki iklim müzakerelerini nasıl şekillendirecek?
➡️ İklim finansmanı, okyanusların korunması ve 1,5°C hedefi, COP31 öncesinde kırılgan ada ülkelerinin temel talepleri arasında.
Fiji'de düzenlenen Pre-COP toplantısı, Türkiye'deki zirvenin siyasi gündemine ilişkin önemli mesajlar verdi.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında Fiji'de gerçekleştirilen Pre-COP toplantısı, gelecek ay Antalya'da düzenlenecek COP31 öncesinde Pasifik ülkelerinin önceliklerini uluslararası gündemin merkezine taşıdı. 8 Ekim'de sona eren toplantıya 100'den fazla ülkeden katılımcı iştirak etti. Görüşmelerde enerji güvenliği, elektrifikasyon, iklim direncinin artırılması ve temiz enerji dönüşümünün ekonomik fırsatları ele alındı.
Pasifik ada ülkeleri açısından iklim değişikliği, uzun vadeli bir çevre politikası başlığının ötesinde, toprak kaybı, yükselen deniz seviyesi, yerinden edilme ve ekonomik varlığın sürdürülebilirliğiyle ilgili bir güvenlik meselesi. Bu nedenle ülkeler, küresel sıcaklık artışının 1,5°C ile sınırlandırılması hedefinin korunmasını, emisyon azaltımlarının hızlandırılmasını ve iklim finansmanına erişimin kolaylaştırılmasını talep ediyor.
Fiji'deki görüşmelerde verilen mesajlardan biri, iklim hedeflerinin açıklanmasının tek başına yeterli olmadığıydı. Ülkelerin bu hedefleri uygulayabilmesi için finansmana, teknolojiye ve iklim etkilerine karşı dayanıklı altyapıya ihtiyacı var. Bu ihtiyaç özellikle tarihsel emisyonlara katkısı sınırlı olan, ancak iklim değişikliğinin sonuçlarına karşı son derece kırılgan ülkeler açısından belirleyici.
Toplantıya katılan ülkeler küresel sıcaklık artışını sınırlamak için daha güçlü eylem çağrısında bulundu. Pasifik ülkeleri ayrıca okyanusların korunmasını ve iklim finansmanının iyileştirilmesini gündeme taşıdı.
Türkiye açısından ne ifade ediyor?
COP31'in başarısı, yalnızca müzakerelerin yürütülmesine değil, farklı ülkelerin öncelikleri arasında uygulanabilir bir uzlaşma kurulmasına da bağlı olacak. Türkiye'nin ev sahibi olarak Pasifik ülkelerinin taleplerini Antalya'daki gündeme ne ölçüde taşıyacağı, zirvenin siyasi güvenilirliğini etkileyebilir.
COP31 Başkanı: "Küresel sıcaklık artışını sınırlamak bir hayatta kalma meselesi"
COP31 Başkanı ve Türkiye İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Fiji'deki Pre-COP toplantısının kapanışında küresel sıcaklık artışının sınırlandırılmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. Kurum, Tuvalu ziyareti sırasında da deniz seviyesinin yükselmesinden etkilenen ada topluluklarının karşı karşıya olduğu risklere dikkat çekti.
Kurum'un iklim finansmanını savunma harcamalarıyla karşılaştırması, iklim krizinin yalnızca çevre politikası değil, uluslararası güvenlik ve kamu kaynaklarının tahsisi meselesi olarak da değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti. Pasifik ülkelerinin talepleri, özellikle iklim değişikliğine uyum için finansman sağlanması ve emisyon azaltımlarının hızlandırılması başlıklarında yoğunlaşıyor.
Bununla birlikte, iklim zirvesine ev sahipliği yapan ülkelerin kendi enerji politikaları da tartışmanın dışında değil. Türkiye ve Avustralya, fosil yakıtlara yönelik politikaları nedeniyle çevre örgütlerinin eleştirileriyle karşı karşıya. Bu durum, COP31'de verilecek mesajlarla ev sahibi ülkelerin uygulamaları arasındaki tutarlılığı önemli hale getiriyor.
COP31 ev sahipliği anlaşması yürürlüğe girdi
UNFCCC, Türkiye ile Birleşmiş Milletler arasında COP31'in düzenlenmesine ilişkin ev sahibi ülke anlaşmasının yürürlüğe girdiğini duyurdu. Anlaşma; konferansın organizasyon çerçevesini, katılım koşullarını ve operasyonel sorumlulukları belirliyor.
Düzenlemeler arasında, katılım fonundan destek alan delegelerin konaklama maliyetlerine üst sınır getirilmesi, kapsayıcılığın güçlendirilmesi ve konferans organizasyonunda proje yönetimi süreçlerinin iyileştirilmesi yer alıyor. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi, Kasım ayında Antalya'da yapılacak zirvenin idari ve hukuki hazırlıkları açısından önemli bir aşama.
Türkiye'nin metan emisyonları COP31 öncesinde tartışılıyor

The Guardian'ın araştırması, Türkiye'deki bazı atık sahalarından kaynaklanan yüksek metan emisyonlarını gündeme taşıdı. Aktarılan uydu verileri ve araştırmacı değerlendirmeleri, İstanbul'daki Silivri sahası başta olmak üzere bazı alanlarda önemli metan salımları tespit edildiğine işaret ediyor.
Metan, atmosferde daha kısa süre kalmasına rağmen güçlü bir sera gazı. Bu nedenle metan salımlarının azaltılması, kısa vadede küresel ısınmanın sınırlandırılması açısından önemli bir politika aracı olarak görülüyor. Atık depolama sahalarında organik atıkların ayrıştırılması, gazın toplanması ve enerji üretiminde kullanılması, emisyonları azaltabilecek uygulamalar arasında.
Türkiye'nin COP31 ev sahipliği, bu konuyu daha görünür hale getiriyor. Uluslararası iklim diplomasisinde iddialı hedefler açıklamak kadar, ülkedeki emisyon kaynaklarını ölçmek, denetlemek ve azaltmak da önemli.
Araştırmada yer verilen emisyon tahminlerinin bağımsız ölçümlerle, ilgili kurumların açıklamalarıyla ve resmî envanterlerle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Bununla birlikte, haberin ortaya koyduğu soruya da odaklanmak gerekiyor: Türkiye, atık yönetimini metan azaltımının temel araçlarından biri haline getirebilir mi?
Güney Kore'den 747 milyar dolarlık enerji dönüşümü planı
➡️ Güney Kore'nin 2035'e kadar uygulanması planlanan enerji dönüşüm programı, yenilenebilir enerji yatırımlarını ağır sanayinin karbonsuzlaşması ve temiz teknoloji üretimiyle birleştiriyor.
Güney Kore, 2035'e kadar hayata geçirilmesi planlanan Korea-Green Transformation (K-GX) programıyla enerji dönüşümü ve sanayinin karbonsuzlaşması için kapsamlı bir yol haritası açıkladı. Programın toplam büyüklüğü 747 milyar dolar olarak belirtiliyor.
Plan kapsamında 200 trilyon won kamu harcaması, 790 trilyon wonun üzerinde iklim finansmanı ve 220 trilyon won özel sektör yatırımı öngörülüyor. Bu finansman kalemleri farklı araçları ve yatırım türlerini temsil ettiğinden, doğrudan birbirine eklenebilir bütçe kalemleri olarak değerlendirilmemeli.
Programın hedefleri arasında 2030'a kadar 100 gigavat yenilenebilir enerji kapasitesine ulaşılması ve 2035'te yeni araç satışlarında elektrikli ve hidrojenli araçların payının yüzde 70'i aşması bulunuyor. Çelik, petrokimya, rafineri, çimento ve yarı iletken gibi yüksek emisyonlu sektörlerin dönüşümü de planın önemli bileşenleri arasında.
Güney Kore, hidrojenle indirgenmiş demir üretimi, gelişmiş bataryalar, karbon yakalama teknolojileri ve tandem güneş hücreleri gibi alanlarda yerli teknoloji ve tedarik zincirlerini geliştirmeyi hedefliyor. Tandem güneş hücrelerinin 2028'e kadar ticarileştirilmesi de programın teknoloji başlıklarından biri.
Bu yaklaşım, enerji dönüşümünü yalnızca fosil yakıtların yenilenebilir kaynaklarla ikame edilmesi olarak ele almıyor. Aynı zamanda sanayi politikasını, teknoloji geliştirme kapasitesini ve küresel pazarlarda rekabetçiliği dönüşümün parçası haline getiriyor.
Türkiye açısından çıkarılabilecek temel sonuç, temiz enerji yatırımlarının sanayi stratejisiyle birlikte planlanmasının önemi. Yenilenebilir enerji kapasitesinin artması, tek başına sanayinin karbonsuzlaşmasını garanti etmiyor. Elektrik şebekesi, depolama, finansmana erişim, teknoloji üretimi ve sektörlere özgü emisyon azaltım planları da gerekli.
Yüzer deniz üstü rüzgârında ticarileşme eşiği

Yüzer deniz üstü rüzgâr teknolojileri, sabit temelli türbinlerin kurulamadığı derin sularda rüzgâr enerjisinden yararlanmayı mümkün kılıyor. Teknolojinin gelişmesi, deniz üstü rüzgâr potansiyeli yüksek bölgelerde yeni yatırım alanları açabilir.
Bununla birlikte, ticari ölçekte yaygınlaşma maliyet, finansman, bağlantı altyapısı ve türbinlerin deniz koşullarında işletilmesi gibi zorluklara bağlı. Bu nedenle teknolojinin potansiyelini değerlendirirken açıklanan proje hedefleriyle işletmeye alınmış kapasiteyi birbirinden ayırmak gerekiyor.
Türkiye açısından konu, özellikle deniz üstü rüzgâr enerjisinin uzun vadeli gelişimi ve teknoloji seçeneklerinin çeşitlendirilmesi bakımından izlenmeye değer.
Almanya'nın karbon ihracat anlaşmaları sınır ötesi karbon altyapısını gündeme taşıyor
Almanya'nın Danimarka ve Hollanda ile yaptığı karbon ihracatına ilişkin anlaşmalar, karbon yakalama ve depolama altyapısının uluslararası boyutunu öne çıkarıyor. Sanayi tesislerinde yakalanan karbondioksitin başka ülkelere taşınması ve uygun jeolojik alanlarda depolanması, özellikle emisyon azaltımının zor olduğu sektörlerde değerlendirilen seçeneklerden biri.
Bu modelin gelişmesi; boru hatları, limanlar, taşıma standartları, depolama kapasitesi ve ülkeler arası hukuki sorumluluklar gibi konuları gündeme getiriyor. Karbon yakalama ve depolama, emisyon azaltımının alternatifi değil, belirli sektörlerde diğer azaltım yöntemlerini tamamlayabilecek araçlardan biri olarak ele alınmalı.
Türkiye açısından da ağır sanayi ve liman altyapısı bağlamında izlenmesi gereken bir gelişme. Ancak yatırım kararları, maliyetler ve gerçek emisyon azaltımı birlikte değerlendirilmeden teknolojinin ekonomik uygulanabilirliği hakkında kesin sonuç göstermiyor.
Moda sektörünün yenilenebilir enerji hedefleri tedarikçilere maliyet baskısı yaratıyor
Küresel moda markalarının yenilenebilir enerji ve tedarik zinciri emisyonlarını azaltma hedefleri, üretici şirketler açısından yeni bir maliyet ve rekabetçilik sorunu yaratıyor. Markaların temiz elektrik talepleri, üretim yapan tedarikçilerin enerji tedarik modellerini ve yatırım kararlarını etkiliyor.
Ancak yenilenebilir enerjiye geçişin finansmanı, özellikle küçük ve orta ölçekli üreticiler için kolay değil. Elektrik tedarik sözleşmeleri, çatı güneş enerjisi yatırımları, enerji verimliliği ve şebekeye erişim, tedarik zincirinin dönüşüm hızını belirleyen unsurlar arasında.
Türkiye'nin tekstil ve hazır giyim ihracatı düşünüldüğünde, bu konu çevre hedeflerinin ötesinde bir ticari rekabet başlığı olarak da önem taşıyor. Temiz elektrik erişimi, uluslararası alıcıların tedarikçi seçiminde giderek daha önemli bir unsur haline gelebilecek bir faktör.
Uzayda su ve güneş enerjisinden roket yakıtı üretimi hedefleniyor
Avrupa Birliği destekli Green SWaP projesi, uzayda bulunan suyun roket itici yakıtına dönüştürülmesi için gerekli enerjinin yörüngede güneşten sağlanmasını hedefliyor. Proje, Dünya'dan uzaya yakıt taşıma ihtiyacını azaltabilecek alternatif bir yaklaşım üzerinde çalışıyor.
Anadolu Ajansı'nın aktardığı bilgilere göre, 2024'te başlayan ve 2028'de tamamlanması planlanan projeye Avrupa İnovasyon Konseyi tarafından yaklaşık 4 milyon avro destek sağlandı. Teknoloji henüz geliştirme ve test aşamasında; uzayda yakıt üretiminin maliyetleri ne ölçüde düşüreceği ilerleyen testlerle netleşecek.
Bu gelişme, güneş enerjisinin kullanım alanlarının yalnızca Dünya'daki elektrik sistemleriyle sınırlı olmadığını gösteren bir araştırma örneği.
İstanbul'da hava kirliliği arttığında hastane başvuruları da yoğunlaşıyor

İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü bünyesinde yürütülen bir araştırmada, hava kirliliğinin arttığı dönemlerde hastanelere yapılan başvurularda da artış gözlendi. Çalışmada farklı dönemlere ait hava kirliliği verileri ile hastane başvuruları karşılaştırıldı; çocuklar, yetişkinler ve 65 yaş üzerindeki bireyler ayrıca değerlendirildi.
Bulgular, hava kalitesinin yalnızca çevresel bir gösterge olmadığını, sağlık hizmetleri üzerindeki yükle de ilişkili olabileceğini ortaya koyuyor. Bununla birlikte, ilişkinin boyutunu ve neden-sonuç bağını değerlendirmek için çalışmanın yöntemi, incelenen kirleticiler ve diğer sağlık etkenleri dikkate alınmalı.
Kentlerde hava kirliliğinin azaltılması; ulaşım, sanayi, ısınma ve şehir planlaması politikalarının birlikte ele alınmasını gerektiriyor. Hava kalitesi verilerinin sağlık göstergeleriyle birlikte izlenmesi de yerel yönetimlerin ve sağlık kurumlarının önleyici politika geliştirmesine yardımcı olabilir.
Kuraklık ve aşırı yağış, Türkiye tarımının iklim risklerini görünür kılıyor
Türkiye'de 2025'in kurak ve sıcak koşullarının ardından 2026'da yağışların artması, tarımsal üretimde farklı sonuçlar ortaya çıkardı. TÜİK tahminlerine göre 2026'da toplam bitkisel üretimin yüzde 16,5, tahıl üretiminin yüzde 21,7 ve meyve üretiminin yüzde 57,8 artması bekleniyor.
Buna karşılık, aşırı yağış, sel, dolu ve don bazı bölgelerde üreticileri olumsuz etkiledi. Bu tablo, tarımsal iklim riskinin yalnızca yağış azlığıyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Yağışın zamanlaması, sıcaklık dalgalanmaları ve aşırı hava olayları, ürünlerin gelişim dönemleri üzerinde belirleyici olabiliyor.
Tarım politikaları açısından öne çıkan ihtiyaç, su kaynaklarının daha verimli yönetilmesi, iklim risklerine uygun üretim planlaması ve üreticilerin aşırı hava olaylarına karşı dayanıklılığının artırılması. Üretimdeki yıllık değişimleri iklim değişikliğinin tek başına sonucu olarak yorumlamak doğru olmaz; ancak değişen iklim koşulları, tarımsal planlamada daha kapsamlı risk yönetimini gerekli kılıyor.
El Niño hazırlıkları sağlık ve gıda güvenliği açısından önem kazanıyor
Bristol Üniversitesi araştırmacılarının Phys.org'da yayımlanan değerlendirmesi, olası güçlü bir El Niño olayının sağlık risklerine karşı önceden hazırlık yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Araştırmacılar, El Niño'nun aşırı sıcaklık ve diğer iklim etkileriyle ilişkili sağlık risklerinin daha sistematik bir şekilde değerlendirilmesini öneriyor.
🔎 El Niño, tropikal Pasifik'teki deniz yüzeyi sıcaklıklarında meydana gelen değişimlerle ilişkili doğal bir iklim olayı. Etkileri bölgelere göre farklılaşsa da yağış düzenlerini, sıcaklıkları ve bazı tarımsal üretim koşullarını değiştirebiliyor.
Bu nedenle olası güçlü bir olayın etkilerini değerlendirirken meteorolojik tahminlerle sağlık, tarım ve afet yönetimi hazırlıklarını birlikte ele almak gerekiyor.
Fransa'da şarap üretimindeki düşüş, tarımsal iklim riskini yeniden gündeme taşıyor

Üzüm bağları, sıcaklık ve su koşullarına duyarlı üretim alanları arasında yer alıyor. Aşırı sıcaklar ve su stresi, ürün miktarının yanı sıra hasat takvimini ve kalite özelliklerini de etkileyebiliyor.
Fransa'daki gelişmeler, iklim riskinin tarımsal üretim ve kırsal ekonomi üzerindeki etkilerini gösteren uluslararası bir örnek. Türkiye'de de bağcılık ve meyve üretimi açısından benzer risklerin bölgesel ölçekte değerlendirilmesi önem taşıyor.
Güney Kore gıda atığını ağırlığına göre ücretlendiriyor
Güney Kore, hanelerin ürettiği gıda atığını azaltmak amacıyla RFID teknolojisiyle çalışan tartım ve ücretlendirme sistemlerinden yararlanıyor. Uygulamada vatandaşlar atıklarını özel cihazlara bırakırken kartlarını okutuyor; sistem atığın ağırlığını kaydediyor ve hanenin ödeyeceği tutarı hesaplıyor.
Ülkede gıda atıklarının ayrı toplanmasına yönelik politikalar 1990'lı yıllarda başladı. 2005'te gıda atıklarının doğrudan düzenli depolama alanlarına gönderilmesinin yasaklanması ve sonraki düzenlemeler, atığın kaynağında azaltılmasına yönelik yaklaşımı güçlendirdi.
Ağırlığa dayalı ücretlendirme, ortak ve sabit ödeme sistemlerinden farklı olarak hanelere kendi atık miktarları üzerinden ekonomik bir teşvik sunuyor.
Gıda atığının azaltılması, kaynak verimliliği ve atık yönetiminin yanı sıra depolama sahalarındaki organik atıklardan kaynaklanan metan emisyonlarının azaltılmasına da katkı sağlayabilir.
Avrupa'da okul yemekleri iklim ve sağlık politikalarının parçası haline geliyor
SchoolFood4Change girişiminin yayımladığı değerlendirmeye göre program, 22 ülkede yaklaşık 4 bin okul ve gündüz bakım merkezine ulaştı; bir milyondan fazla çocuğu kapsayan çalışmalar kapsamında 95 milyondan fazla daha sağlıklı ve sürdürülebilir öğün sunuldu.
Girişim, okul yemeklerini yalnızca beslenme hizmeti olarak değil, sürdürülebilir gıda sistemlerinin bir parçası olarak ele alıyor. Bitki ağırlıklı menüler, mevsimsel ve yerel ürünlerin kullanımı, gıda atığının azaltılması ve sürdürülebilir kamu alımları yaklaşımın temel bileşenleri arasında.
Projenin kendi değerlendirmesinde, katılımcı bölgelerde okul yemekleriyle bağlantılı sera gazı emisyonlarının ortalama yüzde 33 azaldığı belirtiliyor.
Okul yemekleri, kamu alımlarının üretim tercihlerini nasıl etkileyebileceğini gösteren bir örnek. Yerel üreticilere düzenli talep oluşturulması, çocukların beslenme kalitesinin iyileştirilmesi ve gıda atığının azaltılması aynı politika çerçevesinde ele alınabiliyor.
Nijerya 20 milyar fidan dikmeyi hedefliyor
Nijerya, iklim değişikliğiyle mücadele ve gıda güvenliğini güçlendirme hedefleri kapsamında gelecek yağışlı mevsimden itibaren 20 milyar fidan dikmeyi planladığını açıkladı. Hedef, ağaçlandırmanın yanı sıra iklim dostu tarım ve gıda üretiminde bağımsızlık yaklaşımıyla birlikte ele alınıyor.
Ancak büyük ölçekli fidan dikim hedeflerinin iklim açısından gerçek etkisi, dikilen fidan sayısından çok ağaçların hayatta kalma oranına, tür seçimine, ekosisteme uygunluğa ve uzun vadeli bakıma bağlı. Ağaçlandırma projelerinin doğal ekosistemlerin korunmasıyla birlikte planlanması da önem taşıyor.