21 Ekim 2026, Çarşamba
Güne ve gündeme dair her şey için sadece 9 Dakika diyoruz!
Dokuz Dakika
Bizi takip edin
Kategoriler
Keşfet
Kurumsal
Çevre ve EnerjiAnaliz

İstanbul’da sel felaketi: Isınan Karadeniz, kaybolan dereler

Balkanlardan gelen soğuk hava ile Karadeniz’in sıcak sularının etkileşimi yağışları güçlendirirken, üzeri kapatılan dereler, betonlaşma ve yetersiz yağmur suyu altyapısı selin afete dönüşmesinde etkili oldu.

Didem DamyanÇevre ve Enerji Yazarı
19 Ekim 2026, 10:09
5 dk okuma
İstanbul’da sel felaketi: Isınan Karadeniz, kaybolan dereler
✉ Çevre ve Enerji Bülteni her sabah gelen kutunuzda; yazarlarımızın yazıları da bültende.Bültene abone ol →

14 Ekim’de İstanbul’u etkisi altına alan şiddetli yağış, dört kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan sel felaketine yol açtı. Özellikle kentin kuzeyindeki ilçelerde etkili olan sağanak, çok sayıda su baskınına ve binlerce ihbara neden oldu. Yaşananlar, aşırı hava olaylarının yalnızca meteorolojik koşullarla açıklanamayacağını; kentlerin doğal yapısının, arazi kullanımının ve altyapı kapasitesinin de afetlerin sonuçlarını belirlediğini bir kez daha ortaya koydu.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) ilk verilerine göre Beykoz’da 24 saat içinde 244 milimetre yağış kaydedildi. İstanbul’da Ekim ayı boyunca ortalama 66 milimetre, yıl genelinde ise yaklaşık 659 milimetre yağış düşüyor. Buna göre Beykoz’da bir günde, normal koşullarda yaklaşık dört Ekim ayına karşılık gelen miktarda yağış görüldü.

14 Ekim’deki seli inceleyen Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı’nın değerlendirmesine göre, ölçümler kesinleştiğinde İstanbul’un günlük yağış rekorunun da kırılmış olduğu ortaya çıkabilir. Ancak yaşanan felaketin boyutunu yalnızca düşen yağış miktarı açıklamıyor. Yağışın nasıl oluştuğu, iklim değişikliğinin bu tür olaylar için yarattığı koşullar ve kentin suyu tahliye etme kapasitesi birlikte değerlendirilmesi gereken başlıklar arasında yer alıyor.

İstanbul’un günlük yağış rekoru kırılmış olabilir

14 Ekim’deki yağışlar, İstanbul’da şimdiye kadar kaydedilen günlük yağış değerlerinin üzerine çıkmış olabilir. MGM verilerine göre kentte bilinen en yüksek günlük yağış miktarı, 1985 yılında Şile’de ölçülen 199,3 milimetreydi. Beykoz’da kaydedilen 244 milimetre bu değeri aşıyor.

Uzun süreli resmi ölçüm serilerinde ise 1950’den bu yana kaydedilen en yüksek günlük yağış 1981 yılında 136,1 milimetre olarak ölçülmüştü. 14 Ekim’de Sarıyer’deki Kireçburnu istasyonunda kaydedilen 184 milimetre yağışın, verilerin kesinleşmesiyle birlikte bu rekoru yaklaşık yüzde 35 farkla aşabileceği belirtiliyor.

Bu değerler, olayın İstanbul açısından olağanüstü büyüklüğünü ortaya koyarken, aşırı yağışların kentlerde yarattığı risklerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğine de işaret ediyor.

Soğuk hava ve sıcak Karadeniz yağışları güçlendirdi

Peki, 14 Ekim’de İstanbul’da bu kadar şiddetli yağışa ne neden oldu?

Yavaşlı’nın analizine göre, olaylar zincirinde Balkanlardan gelen soğuk hava, Ege üzerinde oluşan alçak basınç sistemi ve kuvvetli poyraz etkili oldu. Poyraz, soğuk havayı Karadeniz üzerinden İstanbul’a taşıdı.

O sırada Karadeniz’in İstanbul açıklarındaki su sıcaklığı yaklaşık 20 dereceydi. Deniz üzerindeki havanın yaklaşık 1,5 kilometre yükseklikteki sıcaklığı ise 4-6 derece civarındaydı. Deniz ile atmosfer arasındaki bu belirgin sıcaklık farkı, havanın deniz üzerinden geçerken ısı ve nem kazanmasını sağladı. Nemli havanın yükselerek soğuması, yoğun yağış bulutlarının oluşmasını destekledi.

İstanbul’un kuzeyindeki yükseltiler de havayı yukarı doğru taşıyarak yağışları güçlendirdi. Bu mekanizma, sağanağın özellikle Beykoz, Sarıyer ve Eyüpsultan gibi Karadeniz’e yakın bölgelerde yoğunlaşmasını açıklayan etkenler arasında yer alıyor.

İklim değişikliği aşırı yağış riskini nasıl etkiliyor?

14 Ekim’de yaşanan yağışın ne kadarının doğrudan iklim değişikliğinden kaynaklandığını ortaya koymak için olaya özel bir bilimsel çalışmaya ihtiyaç var. Bununla birlikte, küresel ısınmanın aşırı yağışların oluşması için daha elverişli koşullar yarattığı biliniyor.

Atmosfer, sıcaklık her 1 derece arttığında yaklaşık yüzde 7 daha fazla su buharı taşıyabiliyor. Uygun meteorolojik koşullarda bu durum, daha yoğun yağışların gerçekleşmesine zemin hazırlayabiliyor.

İstanbul açısından dikkat çeken unsurlardan biri de Karadeniz’in uzun vadede ısınması. MGM verilerine göre Türkiye’nin Karadeniz kıyılarında yıllık ortalama deniz suyu sıcaklığı, 1981-1991 dönemindeki 14,8 dereceden 2014-2025 döneminde 16,5 dereceye yükseldi.

Yavaşlı, 14 Ekim’de Karadeniz’in olağanüstü sıcak olmadığını, asıl önemli değişimin denizin uzun yıllar içindeki ortalama sıcaklığında görüldüğünü vurguluyor. Isınan deniz, kuzeyden gelen soğuk hava dalgalarıyla karşılaştığında kuvvetli yağışların oluşmasına daha elverişli koşullar yaratabiliyor.

Bu nedenle iklim değişikliği ile aşırı yağışlar arasındaki ilişki değerlendirilirken yalnızca tek bir günün hava koşullarına değil, uzun dönemli sıcaklık değişimlerine ve bölgesel meteorolojik süreçlere de bakılması gerekiyor.

Selin boyutunu belirleyen bir diğer etken: Kentleşme

Şiddetli yağış, sel felaketinin meteorolojik tetikleyicisi olsa da su baskınlarının boyutunu belirleyen tek unsur değil. Yağmur suyunun kent içinde hangi güzergâhlardan aktığı, dere yataklarının korunup korunmadığı ve altyapının ne kadar su taşıyabildiği de belirleyici rol oynuyor.

14 Ekim’de Ayazağa, Kağıthane, Riva ve Çamlıbahçe derelerinde taşkınlar yaşandı. Bu bölgelerin önemli bir kısmı eski dere yatakları veya taşkın alanları üzerinde bulunuyor.

İstanbul Teknik Üniversitesi’nde 2015 yılında tamamlanan bir doktora çalışmasına göre, İstanbul’da incelenen yaklaşık 2.400 kilometrelik dere ağının yüzde 17’si kapalı kesitlerde, yüzde 18’i ise açık kanallarda akıyor.

Derelerin üzerinin kapatılması, suyun doğal akışını ortadan kaldırmıyor. Şiddetli yağış sırasında kapalı kanalların kapasitesi aşıldığında veya girişleri tıkandığında su, doğal akış güzergâhlarına ve eski dere yataklarına yöneliyor. Ancak bu alanların bir bölümünde bugün yollar, binalar ve farklı kentsel kullanımlar bulunuyor.

Beton ve asfalt yüzeyler de yağmur suyunun toprağa sızmasını sınırlandırıyor. Böylece yüzey akışı artarken, kısa sürede büyük miktarda suyun drenaj sistemlerine ulaşması taşkın riskini büyütüyor.

Kağıthane havzası için yapılan bir modelleme çalışması, yeşil altyapı önlemleri olmadan kentleşmenin sürmesi durumunda taşkın riskinin yüzde 87 artabileceğine işaret ediyor. Yeşil altyapı önlemlerinin birlikte uygulandığı senaryoda ise su basan alanın yaklaşık yüzde 37 azaltılabileceği hesaplanıyor.

Bu bulgular, sel riskinin yalnızca daha büyük drenaj kanalları inşa ederek çözülemeyeceğini gösteriyor. Dere yataklarının korunması, geçirgen yüzeylerin artırılması ve yağmur suyunun doğal yollarla tutulmasını sağlayan yeşil altyapı uygulamaları, kentlerin afetlere karşı dayanıklılığını artırabilecek araçlar arasında bulunuyor.

İstanbul’u kış aylarında ne bekliyor?

14 Ekim’deki sel felaketinin ardından İstanbul’da önümüzdeki aylarda benzer olayların yaşanıp yaşanmayacağı sorusu da gündeme geldi.

Yavaşlı’ya göre tek bir yağış olayından hareketle kış mevsiminin nasıl geçeceğini tahmin etmek mümkün değil. Bununla birlikte, Karadeniz’in yaz boyunca biriktirdiği ısıyı yavaş kaybetmesi, önümüzdeki haftalarda kuzeyden gelebilecek kuvvetli soğuk hava dalgalarıyla karşılaşması halinde yeni şiddetli yağışlara zemin hazırlayabilir.

Bu olasılık, belirli bir tarihte veya bölgede mutlaka yeni bir sel yaşanacağı anlamına gelmiyor. Ancak kentlerin aşırı yağışlara karşı hazırlıklı olmasının önemini ortaya koyuyor.

Öte yandan, kısa sürede düşen yüksek miktardaki yağış, İstanbul’un su kaynakları açısından da tek başına bir çözüm sunmuyor. Yağmurun büyük bölümünün sokaklardan ve derelerden hızla denize ulaşması, barajlara aktarılabilecek su miktarını sınırlayabiliyor. Böylece şiddetli yağışlar yaşanırken kuraklık sorunu da devam edebiliyor.

Sel riskini azaltmak için kentlerin yeniden planlanması gerekiyor

14 Ekim’de yaşanan felaket, iklim değişikliğiyle birlikte artan aşırı yağış risklerinin kentleşme biçimi ve altyapı politikalarıyla doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyor. Yağışın şiddetini belirleyen atmosferik koşulların yanı sıra suyun kentte nasıl hareket ettiği de can ve mal kayıplarının önlenmesinde kritik önem taşıyor.

Dere yataklarının ve taşkın alanlarının korunması, betonlaşmanın sınırlandırılması, yağmur suyu drenaj sistemlerinin kapasitesinin güçlendirilmesi ve yeşil altyapının yaygınlaştırılması, İstanbul’un gelecekteki sel riskini azaltabilecek temel adımlar arasında yer alıyor.

İklim değişikliği aşırı yağışların oluşması için daha elverişli koşullar yaratırken, bu yağışların bir afete dönüşüp dönüşmeyeceği kentlerin hazırlığıyla da yakından ilişkili. 

Yazar

Didem Damyan

Çevre ve Enerji Yazarı · Çevre ve Enerji

Enerji ve Çevre yazarı Didem Damyan, Enerji dönüşümünün ekonomik, teknolojik ve politik boyutlarını Türkiye ve küresel perspektiften takip etmektedir.

Tüm yazıları (3) →

Çevre ve Enerji gündemi her sabah gelen kutunuzda

Yazarlarımızın yazıları ve günün özeti, dokuz dakikada okunacak biçimde. Ücretsiz.

Ücretsiz abone ol

Bültenlere Abone Ol

E-posta adresinizi girin ve ilgilendiğiniz bültenleri seçin.

Aboneliğiniz Tamamlandı!

E-posta adresinize onay mesajı gönderildi. Seçtiğiniz bültenler artık gelen kutunuzda olacak.