İklim krizi sofraya geliyor: Aşırı hava olayları gıdayı pahalılaştırırken beslenme kalitesini de bozuyor
Tarlada başlayan iklim şoku, market rafına ve oradan da sofraya kadar uzanıyor.

Bir sabah markete girdiğinizi düşünün. Domatesin, kahvenin ya da kakaonun fiyatı birkaç ay öncesine göre belirgin biçimde yükselmiş. İlk bakışta bunun nedeni enflasyon, kur ya da artan üretim maliyetleri olabilir-ki bu, ülkemizde çok olası bir durum-. Oysa fiyat etiketinin arkasında çok daha uzak bir hikâye mümkün: Başka bir ülkede haftalar süren kuraklık, beklenmedik bir sıcak hava dalgası ya da mevsim normallerini aşan yağışlar.
İklim krizi artık yalnızca buzulların erimesi, deniz seviyelerinin yükselmesi veya aşırı sıcaklık rekorlarıyla ölçülmüyor. Tarlada başlayan iklim şoku, market rafına ve oradan da sofraya kadar uzanıyor. Üstelik etkisi yalnızca gıdanın fiyatında görülmüyor; hangi gıdayı satın alabildiğimizi ve ne kadar dengeli beslenebildiğimizi de değiştiriyor.
Zero Carbon Analytics’in yeni araştırması, bu zincirin giderek daha görünür hâle geldiğini ortaya koyuyor. Kuraklıklar, sıcak hava dalgaları, seller ve diğer aşırı hava olayları tarımsal üretimi baskılarken özellikle meyve, sebze ve diğer besin değeri yüksek gıdalarda fiyat artışlarını tetikliyor. Fiyatlar yükseldikçe tüketiciler daha ucuz alternatiflere yöneliyor. Böylece iklim krizi, tarladaki üretim kaybından başlayıp beslenme kalitesine kadar uzanan bir zincir yaratıyor.
Son yıllarda yaşanan örnekler bu zincirin nasıl çalıştığını gösteriyor. Batı Afrika'daki aşırı sıcaklar kakao fiyatlarını, kuraklık kahve ve sebze fiyatlarını, aşırı yağışlar ise bazı bölgelerde taze ürün fiyatlarını hızla yukarı taşırken “İklim krizi, gelecekte soframızdaki gıdanın ne kadar çeşitli ve erişilebilir olacağını da değiştirecek mi?” sorusunu görünür hale getiriyor.
Araştırma, 2022-2026 döneminde aşırı hava olaylarıyla bağlantılı gıda fiyat artışlarını haritalandırıyor. ZCA, daha önce 2022-2024 arasındaki 16 vakayı 18 ülkede inceleyen çalışmanın metodolojisini 2024-2026 dönemine genişleterek toplam veri setini ortaya koyuyor. Analize göre, haritalanan fiyat artışlarının neredeyse tamamı tarihsel ölçekte olağanüstü sıcaklık, kuraklık veya yağış olaylarının ardından meydana geldi.
Sorun yalnızca üretim miktarı değil
İklim kaynaklı aşırı hava olaylarının gıda sistemi üzerindeki ilk etkisi tarımsal verimlilikte görülüyor. Kuraklık, sıcaklık artışları, aşırı yağış ve seller doğrudan ürün kayıplarına yol açarken altyapı ve ulaşım ağlarının zarar görmesi arz zincirindeki baskıyı artırıyor.
ZCA’nın aktardığı araştırmalara göre iklim değişikliği, 1961’den bu yana küresel tarımsal toplam faktör verimliliğindeki büyümeyi yaklaşık %21 azaltmış durumda. Daha sıcak bölgelerdeki kayıp ise yüzde 26-34 aralığına çıkıyor. Bu, tarımın teknoloji ve verimlilik yoluyla elde ettiği kazanımların yaklaşık yedi yıllık bölümünün iklim değişikliği nedeniyle kaybedilmesine denk geliyor.
Üstelik risk tek bir üründe veya tek bir bölgede yoğunlaşmıyor. Araştırmalar, küresel tarımın başlıca üretim merkezlerinde eş zamanlı ürün kayıplarının artabileceğine işaret ediyor. Böyle bir tablo, yalnızca yerel gıda arzını değil küresel emtia piyasalarını da etkileyebilecek bir risk oluşturuyor.
İklim şoku fiyat etiketine yansıyor
Son yıllardaki örnekler bu ilişkinin artık teorik bir risk olmadığını gösteriyor.
ZCA'nın önceki çalışmasında, 2024'te Batı Afrika'daki aşırı sıcakların ardından kakao fiyatlarında yaklaşık %300'lük artış, İspanya ve İtalya'daki 2022-2023 kuraklığının ardından Avrupa zeytinyağı fiyatlarında %50'lik yükseliş tespit edilmişti. Avustralya'da 2022'deki bileşik sel olaylarının marul fiyatlarında yaklaşık %300'lük artışa yol açtığı, Japonya'da ise 2024'teki sıcak hava dalgasının pirinç fiyatlarını etkilediği belirlendi.
ABD'de de 2022'de California ve Arizona'daki kuraklığın sebze üretici fiyatlarını yaklaşık %80 artırdığı hesaplanıyor.
Kakao, kahve, zeytinyağı, sebze ve meyve gibi ürünlerin ortak özelliği ise iklim şoklarına karşı daha kırılgan olmaları. Bu ürünlerin birçoğu belirli coğrafyalarda yetişiyor, raf ömürleri kısa ve küresel arzda kolayca ikame edilebilecek alternatifleri bulunmuyor.
Bu nedenle tarladaki bir iklim şoku, market rafındaki fiyat etiketine hızla yansıyabiliyor.
Raporun öne çıkan bulguları ise şöyle:
- 2026 yazında yaşanan sıcak hava dalgası nedeniyle Fransa’da mısır, kabak, domates ve yeşil fasulye fiyatları %16 ila %32 oranında yükseldi.
- ABD’de 2026’nın ocak ayının soğuk geçmesi nedeniyle domates fiyatları %40 arttı.
- 2024 Şubatayında Fildişi Sahili ve Gana’da yaşanan sıcak hava dalgasının ardından kakao fiyatları %280 arttı.
- Brezilya’da 2023 yılında yaşanan kuraklığın ardından Arabica kahve fiyatları %55 yükseldi.
- Etiyopya’da 2022 yılında yaşanan kuraklığın ardından genel gıda fiyatları %40 arttı.
- ABD’de 2022 yılında yaşanan kuraklığın ardından sebze fiyatları %80 arttı.
Asıl risk: Sağlıklı gıda daha pahalı hale geliyor
Araştırmanın en dikkat çekici sonucu ise burada ortaya çıkıyor.
İklim değişikliği gıdanın yalnızca toplam miktarını değil, beslenme kalitesini de etkiliyor. Meyve, sebze ve hayvansal ürünler gibi mikro besin açısından zengin gıdalar, tahıllar gibi daha dayanıklı temel ürünlere kıyasla aşırı hava olaylarından ve tedarik zinciri kesintilerinden daha fazla etkileniyor.
ZCA'nın aktardığı araştırmaya göre 2000-2020 döneminde 23 gelişmekte olan ülkede mikro besin açısından zengin gıdaların fiyatları, nişastalı gıdaların fiyatlarından aylık ortalama 0,03 puan daha hızlı arttı ve bu ürünlerde fiyat oynaklığı daha yüksek gerçekleşti.
Bunun önemli bir sonucu var: Bir hane bütçesi üzerindeki baskı arttığında tüketici daha pahalı hale gelen taze sebze, meyve veya protein kaynağı yerine daha ucuz ve daha uzun süre saklanabilen ürünlere yönelebiliyor.
Dolayısıyla iklim krizinin gıda üzerindeki etkisi, “Yeterli gıda var mı?” sorusunun ötesine geçerek, “İnsanlar, yeterli miktarda gıdaya erişebiliyor olsa bile sağlıklı ve dengeli beslenebilecek mi?” sorusunu karşımıza çıkarıyor.
ZCA, Uganda'daki araştırmalardan da çarpıcı bir örnek veriyor. Aşırı hava olayları özellikle kuraklık, çocukların kalori, protein ve çinko alımını azaltırken genel beslenme çeşitliliğinde %30'a varan düşüşlerle ilişkilendiriliyor.
İklim enflasyonu kalıcı oluyor
Gıda fiyatlarındaki bu artışlar aynı zamanda daha geniş bir ekonomik probleme dönüşüyor: İklim enflasyonu.
Geçmişte kötü hava koşullarının yol açtığı gıda fiyat artışları çoğunlukla geçici arz şokları olarak değerlendiriliyordu. Ancak iklim koşullarındaki yapısal değişim, benzer şokların daha sık tekrarlanması riskini artırıyor.
ZCA'nın aktardığı projeksiyona göre, mevcut ısınma eğilimi 2035 yılına kadar yıllık gıda enflasyonuna 3,23 puana, genel enflasyona ise 1,18 puana kadar ek yük getirebilir. Baskının özellikle tropikal bölgelerde daha güçlü olması bekleniyor.
Bu durum gelişmekte olan ülkeler açısından daha ağır sonuçlar doğurabilir. Çünkü düşük gelirli hanelerin bütçelerinde gıdanın payı daha yüksek ve yerel üretimdeki kaybı uluslararası piyasalardan yüksek fiyatlarla telafi etme kapasitesi daha sınırlı.
Başka bir ifadeyle iklim krizi, aynı anda hem arzı azaltıyor hem fiyatı artırıyor hem de tüketicinin satın alma gücünü düşürüyor.
2026-2027'de risk büyüyor
Mevcut tabloya bir de El Niño ekleniyor.
Dünya Gıda Programı'nın (WFP) Ağustos 2026 tarihli analizine göre 2026-2027 El Niño olayının, 2027 sonuna kadar en az 49 milyon kişiyi daha akut gıda güvensizliğine itmesi bekleniyor. Analiz, 45 ülkede akut gıda güvensizliği yaşayan kişi sayısının yaklaşık 225 milyondan 274 milyona çıkabileceğini öngörüyor. En büyük etkilerin Orta Amerika ve Güney Afrika'da görülmesi beklenirken Doğu Afrika ile Güney ve Güneydoğu Asya da risk altında.
ZCA ise El Niño'nun etkilerini jeopolitik ve ekonomik şoklarla birlikte değerlendiriyor. Analize göre küresel gıda emtia fiyatlarında yeni bir sıçrama riski bulunuyor. Goldman Sachs'ın değerlendirmesine göre fiyatların %15,8'e kadar artması ve baskının 2028'e kadar hane bütçelerinde hissedilmesi mümkün.
Buradaki kritik nokta, El Niño'nun tek başına yeni bir kriz yaratmasından çok, zaten iklim değişikliği nedeniyle kırılganlaşmış bir gıda sistemine yeni bir şok eklemesi.
Türkiye'de de iklim-fiyat bağlantısı güçleniyor
Küresel tablo Türkiye'den bağımsız değil. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın analizleri, iklim değişikliğinin Türkiye'de de tarımsal üretim ve gıda fiyatları üzerinde giderek daha önemli bir baskı oluşturduğuna işaret ediyor. Özellikle artan sıcaklıklar ve kuraklığın meyve-sebze üretimini ve üretim maliyetlerini etkileyerek fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğu belirtiliyor.
2026'da yayımlanan yeni bir akademik çalışma ise Türkiye'de 2003-2024 dönemini inceleyerek iklim anomalilerinin özellikle işlenmemiş gıda fiyatları üzerinde kısa vadeli ve anlamlı etkiler yarattığını ortaya koyuyor. Araştırmaya göre olağandışı soğuk kışlar gıda fiyatlarını artırırken yağış anomalileri de özellikle işlenmemiş gıda fiyatlarını etkiliyor.
Böylece küresel ölçekte ortaya çıkan tablo Türkiye'de de benzer bir zincire işaret ediyor: Değişen iklim koşulları → üretim ve su kaynakları üzerindeki baskı → gıda arzında kırılganlık → fiyat artışı → hane halkının gıdaya erişimi ve beslenme tercihleri.
Çözüm: Daha fazla üretmek değil!
Bu tablo, gıda güvenliği politikalarının da yeniden düşünülmesini gerektiriyor.
Daha dayanıklı tohumların kullanılması, su verimliliğinin artırılması, erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi, tarımsal sigorta mekanizmalarının geliştirilmesi ve tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi iklim riskine karşı uyum kapasitesini artırabilir.
WFP ve FAO'nun 2026 tarihli ortak yaklaşımı da kriz ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek yerine önceden harekete geçmenin önemini vurguluyor. Kuraklığa ve sele dayanıklı tohumların dağıtılması, su depolama, hayvancılığın korunması, nakit destekleri ve erken uyarı sistemleri bu yaklaşımın temel araçları arasında yer alıyor.
Ancak uzun vadede yalnızca tarım sektörünü aşırı hava koşullarına hazırlamak yeterli olmayacak. İklim kaynaklı arz şoklarının kalıcı olmasını önlemek için sera gazı emisyonlarının azaltılması ve gıda sistemlerinin yapısal olarak dönüştürülmesi gerekiyor.
Çünkü bugünün iklim şoku, yarının fiyat şokuna dönüşüyor. Fiyat şoku ise bir sonraki aşamada tüketicinin ne satın alabileceğini belirliyor.
İklim krizi sofraya yalnızca daha pahalı gıda olarak gelmiyor. Aynı zamanda daha az çeşitlilik, daha düşük beslenme kalitesi ve daha yüksek gıda güvensizliği riski olarak da yansıyor.
Didem Damyan
Enerji ve Çevre yazarı Didem Damyan, Enerji dönüşümünün ekonomik, teknolojik ve politik boyutlarını Türkiye ve küresel perspektiften takip etmektedir.
Tüm yazıları (3) →Çevre ve Enerji gündemi her sabah gelen kutunuzda
Yazarlarımızın yazıları ve günün özeti, dokuz dakikada okunacak biçimde. Ücretsiz.