İşsizlik Oranı Geriledi, Açlık Sınırı 38 bin TL’ye Dayandı, Yatırımcının Yeni Radarı Öğrenci Konutları…
Bu Sayıda
2026 yılı Ekim ayının ilk gününde, dokuz dakikada gündemi yakalamanız için sizlerleyiz.
Yeni ayın ilk gününün piyasa yansımaları bültenimizde.
📌 Beşinci dalgasını gerçekleştiren fon soruşturması, gerileyen işsizlik ve 38 bin TL’ye dayanan açlık sınırı Türkiye gündeminin ana başlıkları.
📌 Türkiye’nin yapay zekâ ve insan becerileri sinerjisinde dünyada 41. sırada olması ve diğer teknoloji haberleri yine bültenimizde.
📌 Öğrenci konutlarına odaklanan yatırım dünyası
📌 Ozon kirliliğinin dünya nüfusunun yüzde 40’ına etki etmesi diğer önemli başlıklarımız.
Günü ve gündemi yakalamanız için Dokuz Dakikada Gündem diyoruz; dokuzdakika.com
Yeni ayın ilk gününde piyasalar
Yeni aya girerken küresel piyasalarda temkinli görünüm sürüyor. BIST 100’ün dünü -%2,79 kayıpla tamamlamasının ardından iç piyasada satış baskısının seyri yakından izleniyor.
ABD ve Avrupa borsalarında da sınırlı geri çekilmeler görülürken, emtia tarafında ayrışan bir tablo öne çıkıyor.
Brent petrol yükseliş kaydederken, ons altın geriledi.
Döviz piyasasında ise USD/TRY’de sınırlı yukarı yönlü hareket devam ediyor.
Piyasa ekranı
|
Endeks / Enstrüman |
Değer |
Değişim |
|
BIST 100 |
11.947,18 |
-%2,79 |
|
S&P 500 |
7.651,54 |
-%0,25 |
|
Euro Stoxx 600 |
634,90 |
-%0,50 |
|
USD/TRY |
49,02 |
+%0,04 |
|
Brent Petrol |
98,03 |
+%1,90 |
|
Altın (Ons) |
4.152,86 |
-%0,70 |
Piyasalar ve makro görünüm
30 Eylül’de küresel piyasalarda satış baskısı öne çıkarken, enerji fiyatları pozitif ayrıştı.
BIST 100 günü -%2,79 kayıpla 11.947,18 puandan tamamlayarak tablodaki en sert düşüşü kaydetti.
ABD’de S&P 500 %0,25, Avrupa’da Euro Stoxx 600 %0,50 gerileyerek küresel hisse piyasalarındaki temkinli görünümü yansıttı.
Döviz cephesinde hareket sınırlı kaldı. USD/TRY %0,04 artışla 49,02 seviyesine yükseldi.
Emtia piyasalarında ise farklı bir seyir izlendi. Brent petrol %1,90 değer kazanarak 98,03 dolara çıkarken, ons altın %0,70 düşüşle 4.152,86 dolara geriledi.
Günün genel görünümü; hisse senedi piyasalarında risk iştahının zayıfladığı, buna karşılık petrol fiyatlarında yukarı yönlü hareketin belirginleştiği bir tabloya işaret ediyor. Altındaki gerileme ise yatırımcıların güvenli liman talebinin gün içinde sınırlı kaldığını gösteriyor.
Fon soruşturmasında beşinci dalga: 34 gözaltı kararı

Fon soruşturmasında beşinci dalga operasyon gerçekleştirildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 34 şüpheli hakkında arama, el koyma ve gözaltı kararı verildi. Böylece soruşturma kapsamında hakkında işlem yapılan toplam şüpheli sayısı 217’ye yükseldi. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasına göre şüphelilerden 56’sı tutuklandı, 88’i hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulandı.
26 hisse senedi de inceleniyor
Soruşturmanın mevcut fonlar ve şüphelilerle sınırlı olmadığı belirtilirken spekülatif ve manipülatif işlemlere konu olduğu değerlendirilen 26 hisse senedindeki hareketler de ayrıntılı şekilde incelemeye alındı. Kısa süre içerisinde olağan dışı oranlarda kazanç sağlayan kişi ve hesapların işlem geçmişleri, para hareketleri ve bağlantıları da araştırılıyor.
Bakan Gürlek, suçtan elde edildiği tespit edilen mal varlığı değerlerinin, kanunda öngörülen usuller çerçevesinde TMSF bünyesinde oluşturulacak fona aktarılmasına yönelik hukuki sürecin işletileceğini açıkladı.
İşsizlik oranı ağustosta yüzde 7,8’e geriledi

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre, 15 yaş ve üzeri nüfusta işsizlik oranı ağustosta bir önceki aya göre 0,3 puan azalarak yüzde 7,8 oldu. İşsiz sayısı da 106 bin kişi azalarak 2 milyon 740 bine geriledi. İşsizlik oranı geçen yılın aynı ayına göre ise 0,8 puan düştü.
Kadınlarda işsizlik daha yüksek
Ağustosta işsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,6, kadınlarda ise yüzde 10,1 olarak hesaplandı. 15-24 yaş grubundaki genç nüfusta işsizlik oranı da aylık bazda 1,1 puan azalarak yüzde 13’e indi. Genç erkeklerde bu oran yüzde 9,7, genç kadınlarda ise yüzde 19,4 oldu.
İstihdam arttı, atıl işgücü yükseldi
Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısı ağustosta 136 bin kişi artarak 32 milyon 507 bine yükseldi. İstihdam oranı yüzde 48,4’e çıkarken işgücüne katılma oranı yüzde 52,5’te kaldı. Buna karşın zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 0,4 puan artarak yüzde 31’e yükseldi.
Çalışanların mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi ise 0,5 saat artarak 42,5 saat oldu.
Açlık sınırı 38 bin TL’ye dayandı

TÜRK-İŞ’in eylül 2026 araştırmasına göre, dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 37 bin 801 TL’ye yükseldi. Ağustosta 37 bin 388 TL olan açlık sınırı, bir ayda yaklaşık 413 TL arttı.
Yoksulluk sınırı 123 bin TL’yi aştı
Gıda harcamalarının yanı sıra kira, elektrik, su, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi temel giderleri de kapsayan yoksulluk sınırı eylülde 123 bin 130 TL olarak hesaplandı. Ağustosta 121 bin 786 TL olan bu tutar, bir ayda yaklaşık 1.344 TL yükseldi. Araştırmaya göre bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti de 48 bin 884,82 TL seviyesine çıktı.
TÜRK-İŞ, yoksulluk sınırının bir ücret düzeyi olmadığını, dört kişilik bir hanenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gereken toplam gelirin alt sınırını ifade ettiğini belirtiyor.
Türkiye yapay zekâ ve insan becerileri sinerjisinde dünyada 41. sırada

Coursera’nın yayımladığı Global Beceriler Raporu 2026 verilerine göre Türkiye, yapay zekâ alanındaki yetenek havuzunu hızla genişletirken teknoloji ile insani becerileri bir araya getirme konusunda dikkat çekici bir ivme yakaladı. Raporda ilk kez yer alan Yapay Zeka-İnsan Becerileri Sinerji Endeksi sonuçlarına göre Türkiye, 98 ülke arasında dünyada 41’inci, Avrupa’da ise 23’üncü sırada yer alıyor.
Türkiye'deki öğrenenler yalnızca teknik kodlama veya yazılım becerileriyle ön planda değil. Yapay zekâyı iş süreçlerinde doğru yönlendirmeyi sağlayan stratejik ve insani yetkinliklere de yoğun ilgi gösteriyor. Stanford Üniversitesi’nin raporuna göre ülkede yapay zekâ yetenek yoğunluğu 2019-2025 döneminde %75 artış kaydetti. Dünya Ekonomik Forumu verileri ise Türkiye’deki işverenlerin 2030 yılına kadar iş başında kullanılan becerilerin %44’ünün dönüşeceğini öngördüğünü ortaya koyuyor.
Rapordan öne çıkan veriler
Yapay zekâ eğitimlerine yoğun ilgi: Türkiye genelinde yapay zekâ kurslarına kayıtlar yıllık bazda %29 artış gösterdi.
Kritik becerilerde rekor artışlar: Eğitim alanında en keskin yükselişler %275 artışla yapay zekâ güvenliği, %158 artışla ajan tabanlı yapay zekâ iş akışları ve %107 artışla üretken yapay zekâ konularında yaşandı.
İnsani ve stratejik beceriler yükselişte: Yapay zekânın ürettiği çıktıları muhakeme etmeyi sağlayan karmaşık problem çözme eğitimlerine kayıtlar %76, inovasyon eğitimleri %33 ve eleştirel düşünme kayıtları %10 arttı.
Sinerji ve birlikte gelişim: Türkiye’deki öğrenenler özellikle stratejik düşünme ve karar verme becerilerini; ajan tabanlı sistemler, iş akışı orkestrasyonu ve büyük dil modeli (LLM) uygulamalarıyla eş zamanlı geliştiriyor.
Mikro-yeterlilik sertifikalarına talep: İşverenlere değerlendirmeyle doğrulanmış yetkinlik kanıtı sunan mikro-yeterlilik belgesi kayıtları toplamda %38, yapay zekâ odaklı programlarda ise %62 oranında yükseldi.
Ulusal 2026-2030 yapay zekâ vizyonu: Türkiye'nin eylem planı kapsamında 5 milyon vatandaşa yapay zekâ okuryazarlığı kazandırılması, 10.000 ileri düzey uzman ve 100.000 yapay zekâ uygulama profesyoneli yetiştirilmesi hedefleniyor.
TSKB’den sanayi uyarısı: Teknolojik dönüşüm şart!

TSKB Ekonomik Araştırmalar tarafından hazırlanan "Teknolojik Dönüşümü Anlamak" başlıklı rapor yayımlandı. Çalışmada, küresel ekonomik büyümedeki yavaşlama ve Türkiye’nin teknoloji alanındaki gelişim ihtiyacı çerçevesinde teknoloji ile sanayi politikalarının yeniden ele alınması gerektiğine dikkat çekiliyor.
Rapor, teknolojik dönüşümü şekillendiren temel eğilimleri ortaya koyarken yapay zekânın verimlilik ve istihdam üzerindeki etkilerini mercek altına alıyor.
Türkiye imalat sanayisinde yüksek teknoloji üretimi artış gösterse de toplam üretim içindeki payının sınırlı kaldığı ve teknoloji açığının sürdüğü vurgulanıyor.
Yüksek teknoloji üretiminin yaygınlaştırılmasının yanı sıra radikal teknolojilerin geliştirilmesi ve bu teknolojilerin ekonominin geneline yayılmasını sağlayacak teknoloji politikalarının hayati önem taşıdığı ifade ediliyor.
Rapordan önemli çıktılar
Yüksek teknoloji üretimi ve dış ticaret açığı: 2010-2025 döneminde imalat sanayinde reel üretim yıllık ortalama %5,5 büyürken yüksek teknoloji üretimi %11,5 artış kaydetti. Bu yüksek artışa rağmen, düşük başlangıç seviyesi nedeniyle yüksek teknoloji ürünlerinin toplam üretimden satışlar içindeki payı 2025 yılında %3,6 düzeyinde kaldı ve bu gruptaki dış ticaret açığı sürekliliğini korudu.
Stratejik yatırımlarda büyük sıçrama: Yapay zekâ, yarı iletkenler, kritik mineraller ve temiz teknolojileri kapsayan stratejik alanların toplam sıfırdan yatırımlar içindeki payı 2020’deki %16 seviyesinden 2025’te %44’e yükseldi. Bu alanlar doğrudan yabancı yatırımları giderek daha fazla yönlendiriyor.
Hızlı yayılım ve altyapı yoğunlaşması: Bilgisayar ve internete kıyasla çok daha hızlı yayılan yapay zekâ ile dijitalleşme ivme kazandı. Model geliştirme, çip üretimi ve veri merkezi altyapılarında ciddi bir küresel yoğunlaşma dikkat çekiyor.
İstihdam üzerindeki etkiler: Küresel istihdamın yaklaşık beşte birinin üretken yapay zekâdan etkileneceği tahmin ediliyor. Üretken yapay zekâyla doğrudan örtüşen alanlarda kadın çalışan oranı yüksek seyrediyor. 22-25 yaş grubundaki genç istihdamında ise düşüş gözleniyor. Bu durum, söz konusu gruplara yönelik özel destekleyici önlemleri gerekli kılıyor.
Teknoloji difüzyonu: Yeni teknolojilerin ekonominin geneline yayılması ve verimlilik artışının sağlanması için teknoloji geliştirme politikalarının, teknoloji difüzyonunu destekleyen bütüncül yaklaşımlarla birlikte ele alınması gerektiği ifade ediliyor.
Yılda yüzde 8 büyüyen wellness ekonomisi spor giyim devlerine yeni fırsatlar sunuyor

Boston Consulting Group (BCG) tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre, küresel iyi yaşam (wellness) pazarındaki yıllık %8’lik güçlü yükseliş, doyuma ulaşan spor giyim pazarında yeni fırsatların kapısını aralıyor. On yılı aşkın süredir çift haneli büyüyen küresel spor ve aktif giyim pazarının 2030’a kadar yıllık %5’lik daha dengeli bir büyüme sürecine girmesi beklenirken, markaların geleneksel pazar sınırlarını aşması iyi yaşam ekonomisine odaklanmalarına bağlı görülüyor.
ABD, Fransa ve Almanya’dan 2.000’den fazla tüketicinin katılımıyla yapılan araştırma, tüketicilerin %94’ünün aktif ve spor giyim ürünleri aldığını ortaya koyuyor. Tüketicilerin önümüzdeki 12 ayda iyi yaşam kategorisine para harcama eğilimi (+%17); seyahat (+%15) ve teknoloji (+%13) sektörlerine ayrılan payın önüne geçiyor.
Gelin çalışmadan öne çıkan başlıkları detaylandıralım:
Wellness harcamaları zirvede: Tüketiciler önümüzdeki 12 ay için bütçelerinde en yüksek harcama artış eğilimini +%17 ile iyi yaşam alanına ayırırken, bu kategoriyle bağlantılı olarak performans ayakkabılarına %9, spor giyime ise %8 pay ayırmayı planlıyor.
Kritik dönüm noktaları ve harcama sıçraması: Tüketicilerin wellness harcamaları doğrusal ilerlemiyor, yaşamlarındaki dönüm noktalarında aniden artıyor. Yeni bir spor hedefi koyanlarda harcama %62, topluluk sporlarına katılan gençlerde %69, kilo verme sürecine girenlerde ise %57 net artış gösteriyor.
Kilo verme sürecindekiler fırsat kapısı: Kilo verme yolculuğundaki tüketicilerin %60’ı yeni spor giyim markalarını denemeye açık olduğunu belirtiyor ve değişen beden ölçülerine uygun geçiş koleksiyonları talep ediyor.
İyileşme ve rehabilitasyon pazarında büyük boşluk: Sakatlık ve sağlık sorunları spor aktivitelerini %35 azaltırken, harcamalar dinlenme ve rehabilitasyona kayıyor. Ancak pazardaki ilk 15 giyim markasından sadece 4’ü, ilk 15 ayakkabı markasından ise sadece 2’si özel toparlanma koleksiyonuna sahip.
Yapay zekâ SEO stratejilerini değiştiriyor: Karar yorgunluğu yaşayan tüketicilerin %60’ından fazlası satın alma öncesinde 4 veya daha fazla kanaldan araştırma yapıyor. Tüketicilerin yapay zekâ araçlarına "İlk maratonuma nasıl hazırlanmalıyım?" gibi karmaşık sorular sorması, markaları yapay zekâ tavsiye motorlarında görünür olmaya zorluyor.
Z kuşağı yeni markaları AI ve sosyal medyada keşfediyor: Z kuşağı tüketicilerinin %29’u yeni spor markalarını sosyal medya ve yapay zekâ önerileri üzerinden keşfederken, %5’i pazar araştırmasına doğrudan yapay zekâ ile başlıyor.
Giyilebilir teknoloji entegrasyonu: Spor yapan tüketicilerin %65’ten fazlası akıllı saat ve bileklik kullanıyor; bu teknolojilerle entegre koçluk ve antrenman içeriği sunan markalar tüketici bağını güçlendiriyor.
Öğrenci konutu yatırımcının radarında

Yeni akademik dönemin başlamasıyla birlikte üniversite öğrencilerinin barınma ihtiyacı gayrimenkul piyasasının en önemli başlıklarından biri hâline geldi. Yurt kapasiteleri, yükselen kiralama maliyetleri ve öğrencilerin kampüsler ile ana ulaşım hatlarına yakın bölgelerde yaşama isteği, özellikle üniversite kentlerindeki kiralık konut pazarında belirgin bir hareketlilik yaratıyor.
Bu hareketlilik, gayrimenkul yatırımcılarının satın alma tercihlerini de doğrudan dönüştürüyor. Yüksek satın alma maliyetine sahip büyük metrekareli daireler yerine kiralama potansiyeli yüksek, kiracı sirkülasyonunun hızlı olduğu ve düzenli gelir sağlayan 1+1 ve 2+1 küçük metrekareli konutlar öne çıkıyor. Yatırım kararlarında artık metrekare büyüklüğünün yerini kira potansiyeli ve geri dönüş süresi alıyor.
Öğrenci hareketliliğinin yanı sıra tek kişilik hanelerin ve genç çalışan nüfusun artması, daha kompakt ve işlevsel yaşam alanlarına yönelik ihtiyacın kalıcı olduğunu gösteriyor. Konut sektöründe yatırım tercihlerinin yalnızca satış fiyatı üzerinden okunduğu dönem geride kaldı. Artık kullanıcı profili, kiralama kolaylığı ve sürdürülebilir talep üzerinden şekillenen yeni bir dönem öne çıkıyor.
“Konut üretirken önümüzdeki yılların yaşam biçimini de dikkate almak gerekiyor”
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Medar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Konuralp Yılmaz şu ifadeleri kullandı: "Öğrenci nüfusu küçük konut talebinin önemli bir bölümünü oluşturuyor ancak değişimi yalnızca üniversite öğrencileri üzerinden okumamak gerekiyor. Genç çalışanlar, yalnız yaşayanlar ve yeni bir yaşam kuran gençler de daha kompakt ve işlevsel konutlara yöneliyor. Türkiye’de hane yapısı değişiyor. Konut üretirken artık yalnızca bugünün aile yapısını değil, önümüzdeki yılların yaşam biçimini de dikkate almak gerekiyor. Büyük metrekare her zaman yüksek yatırım değeri anlamına gelmiyor. Doğru lokasyonda ve ihtiyaca uygun planlanan bir konut, yatırımcı açısından daha sürdürülebilir bir talep oluşturuyor."
Dünya nüfusunun yüzde 40’ı tehlikeli ozon kirliliğine maruz kaldı
2026’nın ilk sekiz ayına ilişkin yeni analiz, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ının tehlikeli seviyelerde yer seviyesindeki ozona maruz kaldığını ortaya koydu. Copernicus Atmosfer İzleme Servisi’nin (CAMS) çalışmasına göre, küresel nüfusun yalnızca yüzde 5’i “iyi” olarak sınıflandırılan ozon seviyelerine maruz kaldı.
En fazla etkilenen bölge Asya: Kıta nüfusunun yüzde 60’ı aşırı yüksek ozon seviyelerine maruz kalırken, “kötü”, “çok kötü” ve “aşırı kötü” seviyeler birlikte değerlendirildiğinde bu oran yüzde 90’a ulaştı. Avrupa’da nüfusun yüzde 50’si bu üç kategoriden birindeki ozon seviyeleriyle karşılaştı. Kuzey Amerika’da ise nüfusun üçte ikisinden fazlası benzer seviyelere maruz kaldı.
Sıcak hava dalgaları ve yangınlar etkili: CAMS, özellikle aşırı sıcakların ozon oluşumunu artırdığını; Avrupa’da yaz aylarında yaşanan sıcak hava dalgalarının, Kuzey Amerika’da ise orman yangınlarının yüksek ozon seviyelerinde etkili olduğunu belirtti. Orman yangını dumanı, ozon ve çöl tozu da binlerce kilometre taşınarak kaynağından uzak bölgelerde hava kalitesini etkileyebiliyor.
Yer seviyesindeki ozon, insan sağlığının yanı sıra ekosistemleri ve tarımsal üretimi de olumsuz etkileyebiliyor. CAMS, sonuçların iklim değişikliği ile hava kalitesi arasındaki bağlantının giderek güçlendiğini gösterdiğine dikkat çekti.
Linkin Park’ın yeniden doğuş hikâyesi sinemada

Joseph Hahn ve Mark Ritchie’nin yönetmenliğini üstlendiği “Linkin Park: Unshatter”, grubun uzun bir aranın ardından yeniden bir araya gelerek yeni bir döneme başlamasını konu alıyor. Film, Linkin Park’ın geçmişiyle yüzleştiği ve yaşanan kayıpların ardından müzikal yolculuğunu yeniden şekillendirdiği döneme odaklanıyor. Emily Armstrong ve Colin Brittain’in gruba katılımıyla başlayan “From Zero” dönemi, grubun yeni müzikal kimliğinin oluşum süreci ve yeniden sahnelere dönüşü filmin merkezinde yer alıyor.
Arşiv görüntüleri, stüdyo kayıtları ve konser performanslarıyla grubun geçmişten bugüne uzanan hikâyesini gözler önüne seren “Linkin Park: Unshatter”, yalnızca bir müzik grubunun yeniden sahnelere dönüşünü değil, aynı zamanda kayıpların ardından yeniden üretmenin, birlikte devam etmenin ve müziğin iyileştirici gücünün hikâyesini anlatıyor.
Film, 30 Eylül itibarıyla vizyonda.