
Pasifik Okyanusu'nda gelişen El Niño'nun bu yıl kayıtlardaki en güçlü örneklerden biri olabileceğine ilişkin beklentiler, iklim gündeminin merkezine yerleşti. Çin Ulusal İklim Merkezi'ne göre deniz yüzeyi sıcaklıklarının kasım ayında 3,2–3,5 dereceye ulaşması bekleniyor. Bu seviyenin gerçekleşmesi halinde 2026 El Niño'su, aletli ölçümlerin başladığı dönemden bu yana en güçlü “süper El Niño” olaylarından biri olabilir.
El Niño yalnızca Pasifik'teki sıcaklıkları değiştiren bir okyanus olayı değil. Atmosferik dolaşımı etkileyerek dünyanın farklı bölgelerinde yağış düzenlerini değiştirebiliyor. Bazı bölgelerde kuraklık ve sıcak hava, bazı bölgelerde ise aşırı yağış ve sel riskini artırabiliyor. Etkilerin tarım, su kaynakları, enerji arzı, ulaşım ve sağlık gibi alanlara yayılması bekleniyor.
Dünyada etkisi: Hava olayından gıda ve ekonomiye
Çin'de El Niño'nun etkileri şimdiden yalnızca meteorolojik bir gelişme olarak değil, ekonomik ve toplumsal bir risk olarak değerlendiriliyor. Ülkenin meteoroloji yetkilileri, olayın sonbahar ve kış boyunca, hatta 2027'nin ilkbahar ve yaz dönemlerinde etkisini sürdürebileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle tarımsal üretim, enerji arzı, su kaynakları ve hava kalitesi yakından izleniyor.
Carbon Brief'in değerlendirmesine göre Çin'de El Niño'ya ilişkin tartışmanın odağı da değişmiş durumda. İlk aşamada “süper El Niño gerçekleşecek mi?” sorusu öne çıkarken artık asıl tartışma bu olayın; tarım, elektrik arzı, su kaynakları, ulaşım ve sağlık üzerindeki zincirleme etkileri üzerine yoğunlaşıyor. Çinli iklim bilimciler bu yaklaşımı, iklim riskinin “hava olayından sanayiye, ekonomiye ve topluma uzanan bir risk zinciri” olarak değerlendirilmesinin göstergesi olarak görüyor.
El Niño'nun etkileri Çin'le de sınırlı değil. Küresel sıcaklıkların yükselmesi ve yağış rejimlerinin bozulması, farklı bölgelerde kuraklık, sel, tayfun ve tarımsal üretim kayıpları riskini artırabilir. Ancak uzmanların dikkat çektiği önemli bir nokta var: El Niño, belirli bir bölgede belirli bir afetin kesin olarak yaşanacağı anlamına gelmiyor. Daha çok, iklim sisteminde öngörülebilir bir risk zemini oluşturuyor.
Bu nedenle 2026–2027 döneminde El Niño'nun etkileri yalnızca hava durumu açısından değil, gıda fiyatları, su güvenliği, enerji talebi ve afetlere hazırlık açısından da izlenecek.
Türkiye'de etkisi: Yağışlar artabilir, ancak risk ortadan kalkmıyor
Türkiye açısından tablo ise küresel görünümden farklı bir yönde şekillenebilir. Meteorolog ve iklim bilimi uzmanlarının değerlendirmelerine göre, El Niño'nun etkisiyle Türkiye'de Ekim ve Kasım aylarının yağış bakımından güçlü geçmesi, kış aylarında ise yağışların mevsim normallerinin üzerine çıkması bekleniyor.
Özellikle Marmara'nın doğusu ve Batı Karadeniz dikkat çeken bölgeler arasında. Uzmanlar güçlü El Niño yıllarında bu bölgelerde ilkbahar yağışlarının daha şiddetli olabildiğini belirterek, 2027 ilkbaharında Batı Karadeniz ve iç kesimlerinde kuvvetli yağış ihtimaline işaret ediyor.
Bu beklenti Türkiye'nin su kaynakları açısından olumlu bir tablo yaratabilir. Yağışların artması, kuraklık baskısı altındaki barajların ve su kaynaklarının toparlanmasına katkı sağlayabilir. Ancak yağış miktarındaki artış tek başına su güvenliği anlamına gelmiyor. Yağışın zamanı, şiddeti ve mekânsal dağılımı belirleyici olacak.
Nitekim Türkiye'nin mevcut iklim koşullarında asıl risklerden biri, uzun süren kurak dönemlerin ardından kısa sürede gerçekleşen yoğun yağışların sel ve taşkınlara dönüşmesi. El Niño'nun küresel ısınmanın zaten değiştirdiği atmosferik koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerektiği de bu nedenle önem taşıyor.
Türkiye'de önümüzdeki dönemde özellikle Batı Karadeniz, Marmara, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yağış, sıcaklık ve aşırı hava olaylarının birlikte izlenmesi gerekiyor. El Niño'nun etkisi Türkiye'de doğrudan ve tek başına belirleyici olmasa da, mevcut iklim risklerine eklenen önemli bir doğal iklim değişkeni olarak öne çıkıyor.